|
İnternet
Üzerinden Yapılan
Hukuki İşlemler ve Bu Konudaki
97/7 Sayılı AB Yönergesi
ile Alman ve İsviçredeki Düzenlemeler
Savaş
BOZBEL
1.
Giriş
I. İnternet’in Kullanım Alanları
II. Gelişmiş Ülkelerin İnternet Politikası
ve Türkiye’de Durum
III.
İnternetin Teknik Yapısı ve İşleyişi
2.
İnternet Üzerinden Yapılan İrade Beyanları ve Akitler
I. Elektronik Ortamda Yapılan İrade Beyanları
II. Elektronik
Ortamda yapılan İrade Beyanlarının Hüküm İfade Etmesi
1.Elektronik
ortamda irade beyanında bulunma ve internette ya-pılan arzların
durumu
a) Elektronik ortamda irade beyanında bulunma
b)
İnternette Yapılan Arzların Durumu
2.
Elektronik ortamda yapılan irade beyanlarının ulaşması
b) Varma anı
c) Varma engelleri, gecikme ve kaybolma halleri
3. Elektronik ortamda yapılan irade beyanlarının
geri alınması ve iptali
III.İnternet Üzerinden Yapılan Muameleler
ve Genel İşlem Şartları
IV. Şekil Sorunu..
1. Genel olarak.
2. Dijital imza.
3. Dijital imzanın işleyiş tarzı
3.Haberleşme Vasıtalarıyla Yapılan
Muamelelerle İlgili Hukuki Düzenlemeler
I. Avrupa Birliği ve Alman Hukukunda..
1. Mesafeli sözleşme (Fernabsatzvertrag
- distance contract) kavramı
2. Tüketicinin aydınlatılması yükümlülüğü.
3. Tüketicinin sözleşmeden dönme ve malı geri
verme hakkı
a) Sözleşmeden dönme hakkı
b) Malı iade etme hakkı
4. Tüketicinin korunmasına yönelik
diğer hükümler
a) Sipariş edilmeyen mal teslimi
veya hizmet ifası
b)Ödeme Kartlarının Kötüye Kullanılması Halinde
Tüketicinin Sorumluluğunun Sınırlandırılması ve Tüketicinin Korunması
c)AB Hukuku dışında yabancı hukukun uygulanmasının
şarta bağlanması
II. İsviçre Hukukunda Bu Konudaki Kanun Tasarıları
1. Elektronik Ticari İşlemler Hakkında Kanun
Tasarısı
a) Genel
b) Kapıdan Satışları Düzenleyen Hükümlerde
Öngörülen Değişiklikler
c) İsviçre Borçlar Kanunu’nda (OR)
öngörülen Revizyon.
d) Haksız Rekabet Kanununda Yapılan
Değişiklikler
2. Elektronik İmza Kanun Tasarısı
III. Türk Hukuku Açısından..
Sonuç..
Kısaltmalar..
Yararlanılan
Kaynaklar..
1.
Giriş
İngilizce “International Network”un
kısaltılmışı olan İnternet 1973 yılı başlarında Vinton Cerf
tarafından Robert Kahn’ın başkanlığını yaptığı bir projenin
parçası olarak planlanmış ve “Advanced Research Projects Agency”
tarafından uygulanmış ve geliştirilmiş, 1984 senesinde bu proje
ve Bilgi Ağı Sistemi özel ve kamusal alanda bilimsel çalışma yapan
kuruluşlara devredilmiştir. Daha sonra geliştirilen bu bilgi ağı
sayesinde günümüzün interneti ortaya çıkmıştır.
Bilgisayarların oluşturduğu bilgi
ağı sayesinde “global village” haline dönüşen yaşlı dünyamızda
bugün milyonlarca bilgisayar birbirine bağlanıp haberleşebilmekte,
bilgi alışverişinde bulunabilmektedir. “Bilgi toplumu ile birlikte
meydana gelen bu küresel değişiklikler, sanayi devriminden
bu yana en tesirli değişiklikler olarak nitelenebilir şüphesiz”. Gerçekten de internet beraberinde
birçok yeniliği ve “insanlığın yıllar boyu alışık olduğu modellerle
yaklaştığı, bilgi edinme, eğitilme, eğlenme, ticaret yapma, alışveriş
etme, finansal işlem yapma ve bunlara benzer, kapsamı her gün genişleyen
kategorilerde paradigma değişikliği getirmiştir. Paradigmanın en
önemli unsurları “inter-aktivite” ve “özgürlüktür”. Anında haber
alırken o habere karşı tepki gösterebilmek, eğitilirken, eğlenirken
paylaşabilmek, istediği zaman istediği kadar değerlendirebileceği
bir ortamda ve binlerce binlerce seçenek içinde alışveriş, bankacılık
ve benzeri ihtiyaçlarını karşılamak ve bütün bunları gerçekleştirirken
dil, ülke, milliyet ve coğrafi konum gibi kavramlarla sınırlandırılamayacak
bir özgürlük içinde olabilmek. Bundan daha çarpıcı bir paradigma
değişimi düşünmek zordur”.
İnternet kullanımının hayatımızın
her alanına girmesi, bir takım hukuki meseleleri de beraberinde
getirmiştir. Aşağıdaki makalede, internetin teknik yapısı ve işleyişi
ele alındıktan sonra, internet üzerinden yapılan irade beyanları
ile satışlar, bunların hukuki nitelendirilmesi, tüketicinin korunması
ve bu konudaki hukuki düzenlemeler üzerinde durulacaktır.
İnternet’in kullanım alanı gittikçe
yaygınlaşmaktadır. İnternetin geleceği ve büyüklüğünü göstermesi
açısından, hali hazırda dünyada 185 ülkede 200 milyonu aşkın insanın
İnternet bağlantısı olduğunu belirtmek yeterli olacaktır. Bugün
eğitimden ticarete her alanda internet’ten faydalanılmakta, ürünler
internetle dünyanın dört bir yanındaki tüketicilere sunulabilmekte,
üniversiteler internet üzerinden öğrenci kaydı kabul etmekte, bazı
üniversitelerde dersler ve sınavlar internet üzerinden yapılmakta;
bankacılık işlemleri artık yirmi dört saat İnternet ile hizmete
sunulmakta; tapu, nüfus, vergi gibi bürokratik işlemler internet
üzerinden yapılabilmektedir. İnternette sitesi olan firmalar şimdiden
rekabet gücünü artırmış olarak 21. yüzyılı karşılamaktadırlar. “Internet
Shopping” sayesinde günlük ihtiyaçlarınızı karşılamak, bilet rezervasyonlarınızı yaptırmak için köşedeki
markete veya seyahat bürosuna uğramanız bir kaç sene içerisinde
belki de artık sadece nostaljik amaçlarla yapılacaktır.
İnsanlar artık postacı değil bilgisayarın
ekranındaki “mesajınız var” işaretini gözlemektedir. E-mail sayesinde
saniyelerle ifade edilen hızda insanlar birbirleriyle mektuplaşmakta,
“chatlaşmakta”, resmini, sesini karşı tarafa gönderebilmekte
ve hatta şehir içi tarifeyle milletlerarası telefon görüşmesi yapabilmekte, Amerikan Başkanı’na veya
ünlü bir sanatçı veya aktöre duygu ve düşüncelerini e-mail vasıtasıyla
iletebilmektedir.
Computer
Industry Almanacs’ın Şubat 1999 rakamlarına göre İnternet kullanıcılarının
sayısı dünya çapında 147 milyona ulaşmış durumda. İki yıl öncesine
kadar sadece 61 milyon internet kullanıcısı varken, bu sayının 2000
yılında 320 milyona, beş yıl sonra ise 720 milyona çıkacağı tahmin
edilmektedir. Amerika Birleşik Devletleri 76,5 milyon kullanıcı
ile birinci sırada, ikinci Japonya 9,75 milyon, İngiltere 8,10 milyon,
Almanya 7,14 milyon, Kanada 6,49 milyon, Fransa 2,79 milyon, İspanya
1,98 milyon kullanıcı ile sıralanmaktadırlar.
Gelişmiş ülkelerde internet kullanımının
yaygınlaştırılmasına yönelik olarak İnternet’e
girişler kolaylaştırılmakta, her türlü katkı imkanları sunulmakta, ilköğretimden itibaren
öğrencilere İnternet kullanımı öğretilmekte ve ilkokuldan başlayarak
bütün öğretim kurumlarının internete bağlanması sağlanmakta, bazı
üniversiteler öğrencilerine evlerinden ücretsiz olarak internete
girme imkanı tanımakta, öğrenciler kendi hazırladıkları siteleri
üniversitenin serveri üzerinden yayınlayabilmektedirler. Telekomünikasyon alanındaki
rekabet de İnternet “surfing” ücretlerinin
bir kaç katına kadar düşmesine sebep olmuş, bu da tabii ki internet
kullanımını artırmıştır.
Dünyada İnternet’in yaygınlaşması
ile ortaya çıkan bir takım meselelerin halledilebilmesi amacıyla
ulusal ve uluslararası düzeyde çalışmalar ve konferanslar yapılmakta
ve yeni düzenlemelere gidilmektedir. 6-8 Temmuz 1997 tarihleri arasında
bakanlar düzeyinde Bonn’da yapılan “Global İnformasyon Ağı” konferansında
29 Avrupalı bakan, İnternet’in sosyal ve iktisadi potansiyelinin
geliştirilmesine matuf bir dizi esaslar konusunda anlaşmaya varmışlardır.
Amerika, Kanada, Japonya ve Rusya’dan da davetlilerin katıldığı
konferansta Ayrıca İnternet üzerinden yapılan ticaretin ve bilgi
akışının geliştirilmesi, Bilgi ve şahsın korunması, cezayı müstelzim
muhtevaya sahip sitelerde servis sağlayıcıların sorumluluğu gibi
meseleler de masaya yatırılmıştır.
Avrupa Topluluğu düzeyinde “Mesafeli
Sözleşmelerde Tüketicinin Korunması Hakkında Yönerge” yayınlanmış, topluluk üyesi
ülkelerin bu yönerge gereğince kendi hukuki düzenlemelerini 2000
yılı Hazıran ayı sonuna kadar yapmaları öngörülmüştür. Bu yönerge
gereğince Almanya’da “Mesafeli Sözleşmeler Hakkında Kanun”
(Fernabsatzgesetz - FernAbsG) kabul edilmiş ve 30 Hazıran 2000 tarihinde
yürürlüğe girmiştir.
Ülkemizde ise maalesef –İnternet’in
geçmişi çok uzun olmamakla beraber – kullanımı dünyadaki gelişme
ile paralellik arz etmemektedir. Bu konuda öncelikle kamu sektörüne
büyük görevler düşmektedir. Özellikle İnternet kullanımını özendirici
tedbirler alınmalı, İnternet giriş ve telefon ücretlerinde indirime
gidilmeli, üniversitelerimiz kendi öğrencilerine ücretsiz –en azından
kampüs içinde – “İnternet Cafe” şeklinde İnternetten ücretsiz yararlanma
imkanı hazırlamalıdır.
Türkiye’de Domain – Name, yani
.tr altında yeralan internet alan adlarının dağıtımı ODTÜ
tarafından yapılmaktadır. Bu alan adlarının belirlenmesinde
uygulanan kuralların çok katı olması internet alan adları sayısının
artmasını da engellemektedir. Mesela “com.tr” alt alan
adı için Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından verilen Ticari Sicil
Tescil belgesi veya Patent Enstitüsü tarafından verilen Marka Tescil
Belgesi Istenmektedir. Dolayısıyla küçük çapta iş yapan birisinin
Türkıye’de alan adı alması çok zor olduğundan Top Level Domain
denilen .com, .net gibi, kredi kartını numarası dışında başka hiçbir
bilginin İştenmediği alan adreslerine müracaat edilmesi kaçınılmaz
olmaktadır. Her ne kadar bu uygulama bütün dünyada şikayet konusu
olan haksız domain-name ticaretini engellemekte ise de, esasen hukuki
dayanaktan yoksun bu uygulaması ile ODTÜ domain-name verilmesinde
adeta “taraf” durumuna düşmektedir. Eğer verilen alan adı bir başkasının
isim veya markasına tecavüz teşkil ediyorsa, hukuki yollara müracaat
edilecek, yapılan uyarıya rağmen alan adını kullanmaya devam eden
kişiye karşı isim ve marka tecavüzüne veya haksız rekabete (TTK
56-65. md) dair hükümlere binaen ihtiyati tedbir kararı aldırmak
gerekecektir. “Domain-grabbing” halinde ise ağır para ve
hapis cezaları söz konusu olabilecektir.
Burada “Ulusal Bilgi Güvenliği
Teşkilatı ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı Taslağı”’na da kısaca temas etmek
yerinde olacaktır. Bu kanun taslağı ile Başbakanlığa bağlı bir Ulusal
Bilgi Güvenliği Üst Kurulu ile tüzel kişiliğe sahip ve katma bütçeli
Ulusal Bilgi Güvenliği Kurumu Başkanlığı kurulması öngörülmektedir.
“Teknolojiye ve bilgiye olan bağımlılığın, bilginin korunması için
yeni usuller geliştirme ve yasal düzenlemeler yapılması mecburiyetinden”
doğan bu çalışmayı genelde olumlu bulmakla beraber, içerdiği muğlak
kavramlar nedeniyle bir takım kısıtlamaları da beraberinde getirebileceği
endişesini şimdiden ifade etmek isteriz.
İnternetin yapısının ve işleyişinin
bilinmesi bir takım sorulara cevap verilirken daima gözönünde bulundurulmalıdır.
Bu nedenle bu konuda yüzeysel olarak aşağıdaki hususlara temas etmekte
fayda görüyoruz.
İnternet, birbirine bağlı bilgisayarlardan
oluşan bir bilgi ağı, bilgi otobanıdır. Dünyanın herhangi bir yerinden
bu sisteme katılmak teorik olarak mümkün olmakla birlikte
bu sisteme girmek için veya kendi web sitelerinizi sunabilmeniz
için “provider -İnternet Servis Sağlayıcıları - ISS”- (AOL, Compuserve,
İxir, Superonline vb.) denilen kuruluşların devreye girmesi gerekmektedir.
Providerlere (ISS) ulaşım ise modem
denilen telefon sinyallerini bilgiye çeviren aletlerle ve telefon
üzerinden gerçekleşmektedir. Bilgisayarların kendi aralarında konuşmaları
– en yaygın sistem olarak – TCP/IP yöntemi ile olmaktadır. İnternet
sitelerinin (Website) izlenebilmesi için ise “Browser” denilen internet
tarayıcılarına ihtiyaç vardır. Bu Browserler sayesinde genelde “HTML”
dili ile yazılan internet sayfaları adeta bu browserler tarafından
(Internet Explorer, Netscape gibi) tercüme edilmektedirler.
Dolayısıyla internete girebilmek için şu unsurların bir araya gelmesi
gerekmektedir. PC, Modem, Telefon bağlantısı, ISS. Bu unsurlardan birisinin
eksikliği halinde bağlantı gerçekleşememektedir. Bu nedenledir ki
bazı baskıcı yönetimlerin hakim olduğu ülkelerde internete girişler
ya sadece belirli bazı kişilere tahsis edilmiş olmakta veya sadece
üst düzey kamu personeli internete girebilmekte veyahut internetin
kullanımı tamamen yasaklanıp/sınırlandırılmakta aksi davranışlar
ağır cezalarla cezalandırılmaktadır.
İrade beyanı, belirli bir hukuki
işlemin gerçekleştirilmesine yönelik arzunun ifade edilmesinden
başka bir şey değildir. Elektronik olarak (internet üzerinden veya
e-mail vasıtasıyla) dermeyan olunan bir irade beyanında da dış dünyaya
yöneltilmiş bir beyan ve bu beyanla bağlı olma arzusunun varolması
gerekir. Buna karşın otomatik olarak bilgisayarlar tarafından yapılan
irade beyanları (Electronic Data Inter-change) bir takım
özellikler gösterir. Bu sistemde bilgisayara yüklenmiş olan bir
program – araya insan unsuru girmeden - otomatik olarak “irade
beyanında” bulunur ve bunu yine otomatik olarak muhatabına gönderir.
Mesela büyük bir hipermarketin bilgisayar sistemi kendiliğinden
deponun son durumunu kontrol etmekte ve gerekirse ihtiyaç halinde
daha önceden belirlenmiş firmaya siparişte bulunmaktadır. Görüldüğü
gibi bu sistemde insan tarafından yapılan aktif bir hareket söz
konusu olmamaktadır. Bu tür hallerde çoğunlukla normal insan
tarafından yapılmış bir iradenin mevcudiyeti kabul edilmektedir.
Zira beyanda bulunan burada sadece irade beyanının kurulması ve
karşı tarafa iletilmesinde bilgisayardan faydalanmaktadır. Bu beyan,
daha önce belirlenmiş parametreler vasıtasıyla yapılmaktadır ve
dolayısıyla beyanda bulunanın arzusuna uygundur. Ayrıca böyle bir bilgisayar
sistemi kullanan bir müteşebbis, bu sistem tarafından yapılan irade
beyanlarıyla bağlı olacağı hususunda karşı tarafta haklı bir güven
oluşturmuştur ve dolayısıyla bu tür beyanlar kendisine izafe edilmek
gerekir.
Akitlerde icapta bulunan kural
olarak icabıyla bağlıdır. Değişik hukuk sistemlerinde icapta bulunan
ile muhatap arasındaki menfaatler gözetilerek icabın bağlayıcılığı
hususunda değişik çözümler öngörülmüştür. Örneğin İngiliz, Fransız
ve İtalyan hukukları icapta bulunanı gözetmiş ve korumuştur. Buna
karşın Alman, Türk ve İsviçre hukuklarında kaideten muhatab korunmuştur.
Yöneltilmesi gerekli irade beyanlarına (richtugsbedürftige
Willenserklärungen) ihtiyaç gösteren hukuki işlemlerde beyanın
bağlayıcılığının hangi andan itibaren hüküm ifade edeceği hususunda
da değişik teoriler mevcuttur. Bunlar kabul beyanının gönderilmesiyle,
kabul beyanının varmasıyla ve kabul beyanına muttali olunmasıyla.
Türk Hukuku’nda BK 5. md.’ye göre “hâzır olmayan bir şahsa karşı
müddet tayin olunmaksızın dermeyan olunan icap, zamanında ve muntazam
surette irsal olunmuş bir cevabın vusulüne intizar edebileceği ana
kadar, onu yapan hakkında lüzum ifade eder.” Gaipler arasında
yapılan icap ve kabulün geri alınması ise BK md. 9’da tanzim edilmiştir. Buna göre “icabın
geri alındığı haberi icabın vusulünden evvel yahut aynı zamanda
muhataba vâsıl olur yahut icaptan sonra vâsıl olmakla beraber muhatab
icaba muttali olmazdan evvel kendisine tebliğ olunursa icap keenlemyekün
addolunur”. Şu halde Türk Hukukunda
icabta bulunan icabıyla “zamanında ve muntazam surette irsal
olunmuş bir cevabın vusulüne intizar edebileceği ana kadar”
bağlı olmakla birlikte, icab, icabın öğrenilmesinden önce geri alınabilmektedir. Bir örnek verecek olursak:
A mektupla B’ ye bir icapta bulunur
ve mektup B’ye saat 12’de varır, ancak mektubu B saat 17’de okur.
Bu durumda A icabını saat 12’den önce telefonla veya faksla geri
alabileceği gibi, A’nın bu geri alma beyanı B’ye 12’den sonra ve
fakat saat 17’den, yani ıttılaından, önce varsa bile A icabıyla
bağlı olmayacaktır, icab keenlemyekün addolunacaktır.
Yukarıdaki
açıklamalar ışığında şu sonuca varabiliriz: Elektronik vasıtalarla
(internet üzerinden websitede, e-posta yoluyla) yapılan irade beyanları
(icap ve kabul) “Gaipler Arasında” yapılmış bir irade beyanıdır.
Bilgisayar tarafından otomatik olarak yapılan irade beyanlarında
da aynı husus geçerlidir. Mesela internet üzerinden sanal bir marketten
yapılan alışverişlerde durum böyledir. Bilgisayar otomatik olarak
bu beyanı alır ve merkez terminale iletir. İnternette irade beyanında
bulunma, genelde
maus veya RETURN tuşuna tıklama
ile e-postada ise”Send” tuşuna basma
ile gerçekleşmektedir.
E-mail açısından SEND (Gönder)
tuşuna yanlışlıkla basılmışsa, irade beyanında bulunanın bilgisi
dışında ve arzusu hilafına “elden çıkan” bu tür beyanlara hiç yapılmamış
nazarıyla bakılmak gerekir. Bu durumda kusura bağlı olmaksızın muhatab
lehine BK md. 26 ve culpa in contrahendo çercevesinde bir tazminata
hükmedilebilir. Buna karşın yanlışlıkla e-mailin gönderilmesine
kusurlu olarak sebep olunmuşsa, bu durumda “yanlışlıkla” gönderilen
e-maili, gönderenden sadır olmuş bir irade beyanı olarak değerlendirmek
gerekir. E-maili yanlışlıkla gönderene
izafe edilen bu beyan kıyasen BK md. 23. ve 24. md hükümlerinin
uygulanmasıyla gönderen tarafından iptal edilebilir, bu durumda
BK m. 26 çerçevesinde gönderilenin akdin feshinden doğan, akdin
hüküm ifade edeceğine olan güveninden doğan (Vertrauensschaden)
zararları gönderenin tazmin etmesi gerekir, meğerki diğer taraf
hataya vâkıf olmuş veya vâkıf olması lâzım gelsin.
İnternette websitelerinde yapılan
mal arzlarının bir icap mı yoksa bir invivatio ad offerendum
(icaba davet) mi olduğu sorusunun cevabı, muhatabın, yani müşterinin,
websitesinin muhtevasını dürüstlük, örf ve âdet kuralı çerçevesinde
nasıl algıladığına bağlıdır. Maddi şeylerin (mesela bir kitap)
elektronik ortamda ısmarlanıp klasik yollarla mesela posta veya
kurye ile teslim edildikleri hallerde kural olarak bir invivatio ad offerendum
söz konusudur. Burada müşteri bilmektedir ki, satıcı bu hallerde
tıpkı katalog veya fiyat lİştelerinin gönderilmesi gibi, bunlarla
bağlı değildir, satıcı ancak kendi teslim imkanlarını ve müşterinin
güvenilirliğini kontrol ettikten sonra müşterinin yaptığı teklifi
(icab) kabul etmek İştemektedir. Maddi olmayan malların (mesela
bir yazılım programı veya bir müzik parçası) direkt internet üzerinden
ısmarlanması, yani bilgisayara indirilmesi halinde ise, müşteri
websitesi üzerinden malı ısmarlamakta ve sözleşmenin edimi otomatik
olarak yerine getirilmektedir. Müşteri kredi kartı numarasını verdikten
sonra arzu ettiği malı, yazılım programını internetten “download”
etmektedir. Bu halde malın tükenmesi söz konusu değildir, sanal
ortamdaki bir program İştenildiği kadar çoğaltılabilir, dolayısıyla
burada malın depoda, satıcıda olup olmadığını kontrole gerek olmadığı
gibi, müşteri genelde kredi kartı kullandığı için müşterinin güvenilirliğini
kontrole de ihtiyaç yoktur. Şu halde bu tür durumlarda
bir icaptan söz edilebilecektir.
a) Genel alarakVarması
gerekli irade beyanlarının hüküm ifade etmesi için bunların izharı
yanında, muhatabına “vusulü” de gereklidir. Elektronik ortamda izhar
olunan bir irade beyanı, bu beyana normal şartlarda ıttıla olunabilecek
şekilde muhatabının hakimiyet alanına girmekle muhatabına varmış
addolunur. Elektronik ortamda (internette
veya e-mail vasıtasıyla) izhar olunan irade beyanları geçici olarak
bir terminalde hafızaya alınır. Hafızaya alınan bu beyanın e-mail
vasıtasıyla gönderildiği hallerde, bu beyan gaipler arasında yapılıyor
demektir, çünkü âkit taraflar arasında telefonda olduğu gibi (BK
md. 4 f. 2) bir direkt bağlantı, görüşme, müzakere etme imkanı yoktur. Fakat iki bilgisayar arasında
telefon benzeri direkt bir bağlantı kurularak yapılan beyanları
BK md. 4 anlamında hâzırlar arasında yapılmış kabul etmek gerekir.
Elektronik ortamda izhar olunan
irade beyanlarında muhatabın hakimiyet alanının sınırlarının açıklığa
kavuşturulması gerekmektedir. E-maillerde bunun için irade beyanlarının
toplandığı bir e-mail alma (Receive, POP3) protokolünün kurulmuş olması
gereklidir. E-mailler İnternette gönderiçinin bilgisayarı tarafından
mail server üzerinden (bu bir provider veya üniversite gibi erişim
ve e-mail imkanı sağlayan kuruluşlar olabilir) aliçinın mail serverine
iletilir. Aliçinın e-mail serveri e-maili aliçinın “mailbox”’una
koyar. Bu durumda alıcının kendisine mail geldiğinden genelde haberi
yoktur. Alıcının
mailbox’una e-maillerin her zaman için çağrılabilecek şekilde varmasıyla
e-mailler aliçinın hakimiyet alanına girmiş demektir. Bir e-mailin geçirdiği
safhaları basit şekilde aşağıdaki gibi gösterebiliriz.
Gönderiçinin
è
Gönderenin è
Aliçinın
bilgisayarı
mail serveri
mail serveri
(mail programı)
(Provider veya Üniversite)
Alıcının mailboxu
è
Alıcının bilgisayarı
(mail account)
(mail programı)
Bir e-mail adresinin ticari hayatta
kullanılması, kartvizitlere ve iş mektuplarına basılmasından; mailboxun,
e-mail sahibi tarafından kendisine karşı yapılacak irade beyanlarının
kabul edildiği bir ortam olarak kullanıldığı sonuçunu çıkartabiliriz
Fakat böyle bir durum yoksa, yani e-mail adresi mektup veya kartvizitlere
basılmamışsa, bu şekilde bir mailbox’un kurulup kullanılmasının,
bunun irade beyanlarının kabul edildiği, toplandığı bir ortam olarak
görülüp görülemeyeceği konusunda kesin bir şey söylemek oldukça
zordur. Her somut olayın özelliklerine göre karar vermek isabetli
olur. Fakat sadece bir mailbox kurmakla, bundan hukuki açıdan
değer ifade eden beyanların her zaman için kabul edileceği bir ortam
hazırlandığı sonuçunu çıkartmak pek doğru olmasa gerek.
Varma, öğrenme ile tamamlanmakla
birlikte, e-maillerde ıttılaın ne zaman gerçekleşeceği hususunda
ticâri ve hususi kullanım arasında bir ayırım yapmak
gerekir. Alman Doktrininde bu konuda
faksta geçerli olan prensiplerin e-maillerde de uygulanacağı kabul
edilmektedir. Şu halde faksta geçerli
olan prensiplere bir göz atmalıyız.
Faksın ticâri alanda kullanımında
baskın görüş, öğrenmenin, ıttılaın ve bu şekilde varmanın, faksın
iş saatleri içinde alınıp ve aynı zamanda basılması veya hafızaya alınmasıyla
tamamlanacağını kabul etmektedir. Faks iş saatleri hariçinde gönderilmişse
bu halde varma, faks cihazının veya bilgisayarın ilk kontrol edilebileceğinin
nazara alındığı iş saatinin tekrar başlamasıyla gerçekleşmiş addedilmek
gerekir. Faksın hususi alanda
kullanımında ise, faksın muhatabına faks gönderilmenin sona ermesiyle
vardığını yine baskın görüş kabul etmektedir. Fakat burada da hemen belirtmekte
fayda var, bu halde de varma yine öğrenme ile gerçekleşmektedir.
Özel olarak kullanılan fakslarda faks sahibi, faks cihazını veya
bilgisayarını faks gelip gelmediğini öğrenmek için devamlı surette
kontrol etmek mecburiyetinde değildir. Bu nedenle varmanın zamanını
muhataba göre belirlemek gerekir. İşçi ve memur olarak çalışanlarda
gündüzleri kaideten bir varmadan söz edilemez. Vardiyalı olarak
çalışması da bu kuralı değiştirmez. Şu halde gönderilen faksa sabahları
veya akşamları ıttıla olunduğunu nazara almak gerekir. Özetle
gündüz ulaşan fakslara, kural olarak aynı günde,
akşamları gönderilen fakslara ise normal şartlarda ertesi günü ıttıla
olunduğunu kabul etmek gerekir.
Yukarıdaki prensipleri e-maillere
uygulayacak olursak: Ticâri gayeye matuf olarak e-mail adresi (e-
mail account) kuran ve bunu değişik yollarla duyuran kimsenin, çalışma
saatleri boyunca e-mailin kendisine ulaşmış sayılacağını nazara
alması gerekir. Bu şekilde e-mail, muhatabın e-mail kutusuna (e-mail
account) varmakla, muhatabına ulaşmış demektir. Burada e-mailin
gerçekten bilgisayara indirilip indirilmemesi (download) önem arzetmez.
Çalışma saatleri dışında gönderilen e-mailleri ise ancak ertesi
iş günü ulaşmış kabul etmek gerekir. Özel olarak kullanılan e-mail
adreslerinde ise, bir kişinin e-mail kutusunu günde bir kaç defa
boşaltması beklenemez. E-mail adresini özel amaçlı kullanan kişinin
e-mail kutusunu ne zaman boşalttığını tespit etmek çok zor olsa
da, böyle bir kişiye gönderilen e-mailin en erken ertesi günü
vardığını kabul etmek yerinde olur.
Elektronik ortamda websiteler
üzerinden yapılan irade beyanlarında da – kaideten bir tâcir söz
konusudur – e-mailler için söylenenler geçerlidir. Fakat ulaşan
haber veya formların (mesela İnternet üzerinden yapılan bir siparişte)
otomatik olarak kabul edilip, işleme konduğu bir sistemde, varma
bu işleme konma ile gerçekleşmiş olur. Araya insan unsurunun girmesi
lüzumlu değildir.
Varma
engelleri
daha
çok iletişim aracındaki arızalardan kaynaklanmaktadır. Bu hallerde
problem genel kurallar içerisinde çözümlenmelidir. Kasıtlı olarak
varmanın engellenmesi halinde ise baskın görüş, muhatabın varmadan
haberdar olabilme imkanı olması ve bunu öngörebilmesi gerekçesiyle,
varmanın gerçekleşmiş sayılacağını kabul etmektedir. Faks vasıtasıyla
yapılan bir fesih ihbarını engellemek amacıyla faks cihazının kağıt
haznesini bilerek boş bırakan işçiye, feshi ihbar ulaşmış sayılır.
E-mailin
muhatabın e-mail serveri tarafından, muhatabın posta kutusunun dolu
olması hasebiyle,
geri gönderilmesi hali yukarıdaki olaydan farklı bir şey değildir.
Sadece kullanılan araç değişmiştir. Şu halde beklenilen e-mailin
ulaşmasını engellemek gayesiyle, e-mail kutusunu kasıtlı olarak
dolduran kimseye bu e-mailin ulaşmış olduğunu kabul etmek gerekir.
E-mail kutusunun dolması, bu kişinin posta kutusunu düzenli olarak
boşaltmamasına dayanıyorsa, bu halde de e-mailin ulaşmış olduğunu,
eğer e-mail adresi – ticari kullanımda olduğu gibi - irade beyanlarının
kabulüne tahsis edilmişse, kabul etmek gerekir. E - Mail account
kapasitesi beklenmeyen ani reklamlarla (bulk – mailing) dolmuşsa
bu halde bundan haberdar olmayan mail kutusu sahibine mailin ulaştığı
farzedilemez.
Gecikme
ve kaybolma rizikosu, beyanın hâkimiyet alanına girmesi ile muhataba
geçer. Hâkimiyet alanına girme faksda, beyanın faks cihazının hafızasına
ulaşmasıyla; e-mailde, e-mailin aliçinın mailboxuna (mail account)
ulaşmasıyla gerçekleşir. E-mail aliçinın mailboxuna ulaşmadan önce,
alıcının mail serverine ulaşıp da orada herhangi bir sebepten ötürü
kaybolursa bu durumda, e-mail muhataba varmış addedilemez, çünkü
daha e-mail henüz muhatabın hâkimiyet alanına girmemiştir.
Hemen
yukarıda, gönderilen e-mailin aliçinın mailboxuna (mail – account)
ulaşmasıyla, alıcının hakimiyet alanına girdiğini belirtmiştik.
Fakat bu halde alıcı kendisine gelen e-mailin içeriğinden – çoğunlukla
– habersizdir, yani Türk Hukuku açısından “ıttıla” henüz gerçekleşmemiştir.
Ittıla, e-mail programı vasıtasıyla aliçinın e-maili bilgisayarına
indirmesiyle (download)
gerçekleşir. Şu halde, icapta bulunan, bu icabını, icabı içeren
e-mail muhatabının bilgisayarına indirilmeden önce geri alabilir.
Bundan önceki aşamalarda ise her zaman için icap geri alınabilir.
Elektronik ortamda izhar olunan,
yani gerek e-mail gerekse websiteler üzerinden yapılan irade beyanlarının
iptali bu açıdan herhangi özellik göstermez. Normal alışılagelmiş
usullerde yapılan beyanlardaki gibi, elektronik ortamda iletilen
irade beyanları da BK 23. md vd. hükümleri gereğince iptal olunabilirler.
Buna göre esaslı bir hataya düçar olan, akdi feshedebilir. BK 24.
md’deki esaslı hata halleri ile akdin kendisinde, tarafında, konusunda
yanılma ve ayrıca esaslı hataya düçar olunmuşsa akit feshedilebilir.
E-mail yazılırken veya otomatik sistemlerdeki formlar doldurulurken
oluşacak yazım hataları (3 yerine 5 yazılması), akdin iptaline yol
açabilir. Basit hesap hataları düzeltilmekle
iktifa olunmakla birlikte, mal ısmarlanırken ayrı bir model mal
kastedilmişse o zaman akit BK 24. md b. 2 gereğince iptal olunabilir.
Buna karşın hata güncel olmayan bilgilerin internet ortamında kullanılmasından
kaynaklanıyorsa bu durumda internette bunları
sunan açısından hataya dayanarak akdi iptal hakkı söz konusu olamaz,
meğer ki karşı taraf yani müşteri bunu bilsin veya bilmesi gereksin.
Her ne kadar sözleşme özgürlüğü
prensibi kanun çerçevesinde korunsa da, günümüz ticâri hayatında
özellikle tüketiciye önceden hazırlanmış sözleşme metinlerinin dikte
edildiği tip sözleşmelerde bunun tam anlamıyla gerçekleştiği söylenemez.
O kadar ki tüketicilerin eşit birer sözleşme partneri olarak masaya
oturması imkansız hale gelmiştir. Taraflar arasında yeniden eşitliği
sağlamak amacıyla bir çok kanuni düzenleme yapılmış, hâkime bu çerçevede
sözleşmeye müdahale imkanı tanınmıştır. Bu düzenlemelerin en başında
şüphesiz Avrupa Birliği tarafından 1993 yılında kabul edilen “Tüketici
Sözleşmelerindeki Kötüye Kullanılabilir Hükümler Hakkında Yönerge”
gelmektedir. Her ne kadar Türkiye’de bu konuda açık bir düzenleme
mevcut değilse de, içtihatlar ve doktrin yoluyla genel işlem şartlarının
denetimi yoluna gidilmektedir. Genel İşlem şartlarının kullanıldığı
tip sözleşmelerde hâkim sözleşme adaletini tekrar temin için şu
üç aşamalı kontrol mekanizmasını çalıştıracaktır. Genel İşlem Şartlarının
(GİŞ) sözleşmeye dahil edilmesi (Einbeziehung)
denetimi, yorumlanması (Auslegung)
ve içerik denetimi (Inhaltskontrolle).
GİŞ’in sözleşmeye dahil edilmesi
denetiminde hâkim, söz konusu genel işlem şartlarının sözleşme içeriği
olup olmadığını tespit edecektir. Bu meyanda tüketici GİŞ kullanımı
hakkında sözleşmenin kurulmasından önce açık bir şekilde uyarılmış
ve kendisine GİŞ metni teslim edilmişse ancak o zaman GİŞ’ in sözleşmenin
içeriği olduğundan bahsedilebilecektir. Acaba bu kaideler internet
üzerinden yapılan muamelelere nasıl uygulanabilecektir?
İnternet üzerinden yapılacak muamelelerde
GİŞ kullanımı halinde bunun sözleşmeye dahil edilebilmesi için her
şeyden önce açıkça GİŞ kullanımına dikkat çekilmiş olması
gerekir. Bu, internette ya siparişin verileceği websitede bulunan
GİŞ’e bir link vasıtasıyla veya kısa GİŞ’lerde sipariş formundan
önce GİŞ’in websitede tüketicinin görünümüne sunulmasıyla olur. Önemli olan sipariş formunun
bulunduğu sayfada GİŞ’e direkt bağlantıyı temin eden bir link vasıtasıyla
müşterinin aramasına lüzum olmadan GİŞ’in görünüp okunabilmesidir. Buna karşın özellikle uzun
GİŞ’lerde GİŞ’in tüketiciye ürün tanıtımından önce veya sipariş
formuna ulaşmadan önce tam metin halinde sunulması gerekli değildir.
Sözleşmeye GİŞ’in dahil edilmesi aşamasında şu hususlara da dikkat
edilmesi gerekmektedir. GİŞ’deki kavram ve ifadeler müşteri tarafından
anlaşılabilecek tarzda kaleme alınmalı ve basılmış olmalıdır. Çok
spesifik kavramların yer aldığı, çok küçük puntolarla basılmış GİŞ’ler
sözleşmeye dahil edilmiş sayılamaz. Ayrıca GİŞ içinde yer alan beklenmeyen
şaşırtıcı hükümlerde sözleşmeye dahil edilmiş sayılamazlar. Genel işlem şartlarının
yorumlanmasında ise, muhtemel yorum sonuçlarından müşterinin
lehine olanın tercih edilmesi gerekir.
Genel İşlem Şartlarının içeriğinin
denetlenmesinde ise yararlanılabilecek bazı kıstasları burada
zikretmek yerinde olacaktır. GİŞ ihtiva eden sözleşmeler emredici
hükümlere ve ahlaka aykırı olamazlar. Emredici hükümlere aykırılık
bir sözleşmenin bizzat kendisi, sözleşme konusu veya sözleşmenin
amacı açısından sözkonusu olabilir. Hangi hükümlerin emredici olup
olmadığı, ancak normun hâkim tarafından anlam ve amacının (ratio
legis) yorumlanmasından sonra anlaşılabilir. Burada uygulamada geniş
yeri olan 1995 tarihli Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun
bazı maddelerini hatırlatmakta fayda olduğu kanaatindeyim. Tüketicinin
Korunması Hakkında Kanun (TKK)’daki;
- Taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu
satım sözleşmelerinde bir ayıbın varlığı halinde aliçinın seçim
hakkının sınırlandırılamamasını (md. 4/II),
- Taksitle satışlarda tüketicinin taksit miktarından
fazla ödeme yapmaya ve bu şekilde faiz indirimi talep etmeye hak
kazanabilmesini (md. 6/I),
- Tüketici kredilerinde, kredi koşullarının
sözleşme süresince değiştirilemeyecek olmasını (m. 10/I),
- Kredinin belirli bir satıcı ile yapılacak
işlemler için verilmesi halinde ayıptan dolayı satıcı ile birlikte
kredi verenin de sorumlu olmasını (md. 10/IV)
öngören hükümlere aykırı şartların
GİŞ’de yer alması halinde bu hükümler geçersiz sayılacaktır.
İnternet üzerinden yapılan muamelelerde
ortaya çıkabilecek en sık problem ise sözleşmenin ve tabii ki GİŞ’in
yabancı dilde olmasıdır. İnternet üzerinden kitap ısmarlayan bir
tüketicinin, kitapevinin Fansızca olan GİŞ’inin içeriğinden
ne derece haberdar olduğu tartışılabilir. Eğer muhatabın, yani tüketicinin
dilini ölçü kabul edersek, bu durumda website üzerinden sipariş
kabul eden işletme, GİŞ’ini hitap ettiği her müşteri çevresinin
dilinde yayınlamak mükellefiyetiyle karşı karşıya kalacaktır ki,
bu tahammül edilmez bir yük demektir. Bu açıdan gerekli ve yeterli
olan, GİŞ’in, tarafların sözleşme yapılırken kullandıkları dilde
olmasıdır. İnternet üzerinden yapılan muamelelerde ise sözleşme
muamele dili, tüketicinin sipariş formunu doldurduğu dildir. Çünkü
yabancı dildeki bir sipariş formunu dolduran tüketicinin, o dili
anlayıp konuşabildiği farzedilir.
BK md. 11’e göre akdin sıhhati,
kanunda sarahat olmadıkça hiçbir şekle bağlı değildir. Kanunen yazılı
şekillerin arandığı hallerde, beyanda bulunanların, borç deruhte
edenlerin el yazısıyla imzalamaları gereklidir. İmzanın yerine kaim
olacak işaretler kanunda sıkı şartlara tâbi tutulmuştur. Buna göre
mühür veya faksla veya diğer mekanik araçlar yardımıyla imzanın
atılması el yazısı şartını gerçekleştirmez. Fakat yürürlükteki mevzuat
acisindan, kanunen şekil aranmayan bütün hallerde, e-mail vasıtası
ile veya internetteki websitesi üzerinden sözleşme kurulmasi mümkündür.
Alman Federal Yüksek Mahkemesi
varması gerekli irade beyanlarında yazılı aslının kanunen öngörüldüğü
şekilde muhataba ulaşması gerektiği görüşündedir. Bu nedenle belgenin faks
vasıtasıyla gönderilmesi kanunen yazılı şekil şartını yerine getirmez. Aslının alıcıya Ayrıca
gönderilmesi gerekir.
İspat şartı olarak yazılı şekilde
HUMK md. 288 ve 290 hükmüne göre, kırk milyon liranın üzerindeki
hukuki işlemler ve senede karşı olan iddialar, yine yazılı belge
ve senet şeklindeki kesin delillerle, yani ikrar, kesin hüküm, yemin
veya senetle ispatlanabilecektir. Ancak HUMK md. 367 takdiri delillerden
sayılan özel hüküm sebeplerinden, hakimin takdir hakkına
sahip olduğu, ispat kabiliyeti bulunup bulunmadığı hakim tarafından
belirlenecek delil grubundan bahsetmektedir. Bilgisayar ortamında
saklanan veriler ve alınan çıktılar bu bağlamda özel hüküm sebepleri
olarak değerlendirilebilir. Alıcı ile satıcı arasında bir delil sözleşmesi
yapılmış ve burada bilgisayar kayıtlarının delil olarak kullanılacağı
kabul edilmişse bunlar davada takdiri delil olarak ileri sürülebilir.
Hakimin bu delillerin manipüle edilme ihtimalıni her zaman nazara
alması gerekir. Genelde zaten delil sözleşmeleri Genel İşlem Şartları
şeklinde yapılmaktadır ve bu halde karşı tarafın, tüketicinin, bu
hükmü kabul etmeme gibi bir imkanı yoktur.
Sanal ortamda bilgi değişimi birçok
avantajları yanında, dezavantajları da beraberinde getirmektedir.
Data değişimi esnasında meydana gelebilecek bir manipülasyon, arkasında
herhangi bir iz ve delil bırakmadığı gibi, ispatlanması da bu açıdan
son derece zordur. Bir kimsenin bir takım manipülasyonlarla, kendi
adına bir doküman düzenlemesi veya kendisini gönderici olarak göstermesi
her zaman için mümkündür. Kısacası bu alanda güvenlik boşluğu mevcuttur.
Bu güvenlik boşluğunun aşılması gayesiyle şifreleme teknikleri geliştirilmiştir.
Bunun en başında da dijital imza
gelmektedir. Dijital imza ile, belirli bir dokümanın ve içeriğinin
belirli bir şahsa izafe edilebilmesi mümkün olmaktadır. Dokümanla
birlikte gönderilen şifreli imzayı deşifre eden kimse bu sayede
dokümanın sözkonusu kişiden geldiğinden ve herhangi bir değişikliğe
uğramadığından emin olabilmektedir. Bu şekilde dijital imzanın şifrelenip
deşifre edilmesine Onay Şifrelemesi (Verifizierungsverschlüsselung)
denilmektedir.
Güvenlik alanındaki bir başka
boşluk ise, dökümanların şifreli gönderilmesi suretiyle çözümlenmeye
çalışılmaktadır. Gönderilen doküman-ların bu şekilde, bir başkası
tarafından görülmesi, okunması engellenmiş olur. Kredi ve ec-kartlarındaki
sistemden çok daha güvenli olan Public Key Kriptografi denilen
bu şifreleme metodunun başkaları tarafından deşifre edilmesinin
hemen hemen imkansız olduğu vurgulanmaktadır. Burada sözkonusu olan ise
güvenlik şifrelemesidir (Vertraulichkeitsverschlüsselung).
Yukarıda bahsettiğimiz onay şifrelemesi (dijital imza) ile güvenlik
şifrelemesini birbirinden ayırt etmek gerekir. Dijital imza ile
gönderilen bir döküman, güvenlik şifrelemesine tâbi tutulmadan gönderilebileceği
gibi (imzalanmış bir mektubun açık olarak zarfa konmadan gönderilmesi),
aynı şekilde güvenlik şifrelemesine tâbi tutulmuş bir mektup da
dijital imzasız gönderilebilir (imzasız mektubun, kapalı bir zarfta
gönderilmesi).
Dijital imzaların dayandıkları
Public – Key Kriptografi sayesinde döküman sahibinin
kimliği ve dökümanın manipüle edilmediği ispatlanabilmekte, bu sayede
o döküman sahibine izafe edilebilmektedir. Dijital imza, elektronik
bir dökümanın şifreli kısa özetinden başka bir şey değildir. Bu
kısa özeti, gönderen imza programı yardımıyla gizli, ancak sadece
kendisi tarafından bilinen ve bir chip kartı üzerinde kaydedilmiş
olan şifreler yardımıyla elde eder (private key – gizli anahtar). Kilidin ikinci kısmı (public
key – açık anahtar) döküman sahibi tarafından kaideten daha önce
kanunen tespit edilmiş bir sicile kaydedilmiş, ancak her halükârda
alıcı tarafından bilinen bir şifredir. Bu ikinci şifre (public key)
ile döküman sahibinden veya resmi bir online (trust
center) sitesinden kontrol programı alınmakta ve döküman
deşifre edilmektedir. Alıcının Kontrol Programı, dökümanın özetini
kontrol etmekte, imza uygun şifre ile kodlanmış ve döküman değişikliğe
uğramamışsa her iki özetin aynı olduğu tespit edilmekte, yani deşifre
edilmektedir. Bu sistemin temelinde yatan düşünce, daha çok ispata
ilişkindir. Alman uygulamasında dijital imzanın - her ne kadar aksi
görüşler olsa da- § 126 BGB’de öngörülen
elyazısıyla atılan imzanın yerine geçmeyeceği kabul edilmektedir. Ancak dijital imzanın el
yazısıyla atılmış imza ile eş tutulmasını öngören kanuni düzenleme
teklifleri yapılmıştır.
Tabii bu sistemin işleyebilmesi
için Sertifika Makamlarının (Certifi-cation Authorities) kullanılan ve ilan edilen
dijital imzanın sahibine ait olup olmadığı hususunda gerekli altyapıya
sahip olmaları gerekir. Avrupa Birliği düzeyinde Avrupa Komisyonu
13.05.1998 tarihinde “Avrupa Parlamentosu ve Konseyinin dijital
imzalar için çerceve şartları hakkında Yönerge” teklifinde bulunmuştur.
Bu konudaki en önemli düzenleme
şüphesiz Avrupa Birliğinin 97/7/ sayılı ve 20 Mayıs 1997 tarihli
“Mesafeli Sözleşmelerde (Fernabsatz-verträge – distance contract)
Tüketicinin Korunması Hakkındaki Yönerge”’ sidir. Bu yönergenin 15. maddesine
göre, birliğe üye devletler 4 Hazıran 2000 tarihine kadar bu yönergeyi
milli hukuklarına uyarlamakla yükümlüdür. Almanya, 29 Hazıran 2000
tarihli “Mesafeli Sözleşmeler Hakkında Kanun” (Fernabsatzgesetz
- FernAbsG) ile milli hukukunu bu Yönergeye uyarlamış ve kanun 30
Hazıran 2000 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir. Adı geçen kanun Yönergeye
nazaran bir takım farklılıklar içermekte ve Ayrıca diğer kanunlarda
da değişiklikler öngörmektedir. Aşağıdaki açıklamalarımızda Yönergeyi
(kısaca Yönerge) esas almakla birlikte Alman kanunundaki
(kısaca FernAbsG) farklılıkları da vurgulayacağız.
Yönerge 1. maddesinde tanımlamalara
yer vermiştir. Buna göre “mesafeli sözleşme”, mal teslimi
veya hizmet ifasına matuf, bir müteşebbis (Lieferer) ile tüketici arasında, haberleşme
vasıtalarının (Kommunikationsmittel) kullanıldığı bir sistem
dahilinde akdedilen bir akittir. Yönergede
müteşebbis, ticari veya mesleki faaliyeti dahilinde sözleşme akdeden
gerçek veya tüzel kişiler, tüketici ise, sözleşmenin akdinde mesleki
veya ticari amaçlar gütmeyen gerçek kişiler olarak tanımlanmıştır.
Alman kanun koyucusu ise müteşebbisi ve tüketiciyi, dağınık şekilde
bulunan bu kavramları genel bir kavram altında toplamak amacıyla
FernAbsG ile §§ 13 ve 14 BGB’de tanımlamıştır. Buna göre § 13 BGB’de
tüketici, § 14 BGB’de ise müteşebbis tanımlanmıştır. Müteşebbis
tanımlanmasında Yönergeden farklı olarak gerçek veya tüzel kişiye
ek olarak “tüzel kişiliğe sahip şahıs şirketleri” de eklenmiştir.
§ 14 BGB’nin ikinci fıkrasında ise tüzel kişiliğe sahip şahıs şirketleri
(rechtsfähige Personengesellschaften), borçlanmaya ve hak sahibi
olmaya ehil olan şahıs şirketleri olarak tanımlanmıştır.
Yönerge EK – I’de örnek babından
sayılan haberleşme vasıtaları, FernAbsG’de 1. maddenin 2. fıkrası
olarak tanzim edilmiştir. Buna göre, haberleşme vasıtaları, tüketici
ile müteşebbis arasında yapılacak sözleşmenin hazırlık safhasında
veya akdedilmesi esnasında yararlanılan özellikle mektup,
adresli adressiz matbuat, sipariş fişli basın ilanları, katalog,
faks, telefon aramaları, telekopya, e-posta, radyo televizyon, videotekst,
teleshopping, medya ve tele hizmetlerdir. Şu halde yönerge e-ticaret
olarak bilinen internet üzerinden veya e-posta ile yapılan sözleşmeleri
esas alsa da, geleneksel yollarla yapılan (faks reklamı, telefon
marketing gibi) sözleşmeleri de kapsamaktadır. Sayılan bu vasıtalar
tahdidi değildir, örnek babından sayılmıştır. Bir başka husus ise
tüketiciler arasında yapılan sözleşmeler kanunun uygulama alanı
dışındadır. Mesela gazetedeki seri ilanlar vasıtasıyla kurulan iki
tüketici arasındaki bir sözleşmeye bu yönerge/kanun hükümleri uygulanmayacaktır.
Yönergenin üçüncü, kanunun 1. maddesinin 3. fıkrasında bu yönergenin
uygulama alanı dışında tutulan haller sayılmıştır. Buna göre:
- Açıköğretim kursları ile ilgili sözleşmeler
- Devre mülk akitleri,
- Finansal hizmetler hakkındaki sözleşmelere,
özellikle, banka ve değerli kağıt hizmetleri, sigorta sözleşmelerine,
online – banking vb. işlemlerine,
- Gayrimenkul satış ve inşaat sözleşmeleri ile
kiralama hariç gayrimenkuller üzerindeki diğer aynı haklarla ilgili
sözleşmelere,
- Gıda maddeleri ve günlük ihtiyaçlarla ilgili
sözleşmelere,
- Konaklama, taşıma ve yemek teslimi ile ilgili
sözleşmelere,
- Otomatik makinalar vasıtasıyla yapılan sözleşmelere
ve konusu telekomünikasyon hizmetleri olan sözleşmelere,
Yönerge/kanun hükümleri uygulanmaz.
Günlük ihtiyaçlarla ilgili şeylerden ne anlaşılması gerektiği gibi
hususlar mahkeme içtihatlarına bırakılmıştır.
Haberleşme vasıtaları kullanılmak
suretiyle yapılan mesafeli sözleşmelerin hazırlık safhalarında veya
akdedilmesinde tüketici için müteşebbisin kimliği açıkça tanınabilir
olmalı, telefon görüşmelerinde ise, görüşmeden önce bu hususların
açıklanması gereklidir. Müteşebbisin sözleşmenin hazırlık safhasında
kullanılan haberleşme vasıtalarından biri ile tüketiciyi şu hususlarda
açık ve anlaşılır şekilde bilgilendirmesi
zorunludur.
- Müteşebbisin kimliği ve ön ödeme talebinde
bulunuluyorsa adresi,
- Malın veya hizmetin önemli unsurları,
- Malın veya hizmetin vergileri de içeren fiyatı,
- İcabında gönderme ve paketleme masrafları,
- Ödeme, teslim veya ifa ile ilgili ayrıntılar,
- Sözleşme daimi veya düzenli tekrarlanan edimleri
ihtiva ediyorsa, sözleşmenin asgari süresi,
- Tüketicinin sözleşmeyi fesih veya malı geri
verme hakkının mevcut olduğu,
- Kalite ve fiyat bakımından denk sayılabilecek
bir edimin ifa edilebileceği veya malın mevcut olmaması halinde
ifa edilmeyeceği hakkının saklı tutulduğuna dair ibare,
- Normal tarifeleri aşacak ise haberleşme vasıtasının
tüketici tarafından kullanılmasıyla oluşacak malıyet,
- Teklifin veya fiyatın geçerlilik süresi.
Müteşebbis yukarıda sayılan 1
– 8. bendlerdeki hususları içeren bir tasdik yazısını, zamanında ve fakat en geç edimin ifasında, malın teslimi
anında veya hizmetin ifasından önce, yazılı olarak veya “bir sürekli
data taşıyıcısı”’nda (dauerhafte Datenträger) tüketicinin emrine
sunmalıdır. Burada yönergede ve kanunda yer alan “sürekli
data taşıyıcısı” tabirinden ne anlaşılması gerektiği
veya ne olduğu tarif edilmemiştir. Sadece FernAbsG ile BGB’ye eklenen
§ 361a’nın 3. fıkrasında, gerekli bilgi veya beyanların, tüketiciye
“bir belgede veya okunabilecek bir başka şekilde,
hukuki muamelelerin gereklerine uygun belirli bir süre için,
bu bilgi veya beyanlara içerik değişikliği olmaksızın” ulaştığı hallerde, bu bilgi
veya beyanların “sürekli data taşıyıcısında” tüketicinin bilgisine
sunulmuş sayılacağı belirtilmektedir. Yönergede ve kanundaki bir
takım süreler gerekli bilgilerin sürekli data taşıyıcısına ulaşması
ile başlayacağından büyük öneme haiz olan bu kavramın açıklanmasında
fayda var.
Tüketiciye okunabilecek bir şekilde
gerekli bilgilerin ulaşmasını sağlayan ve belirli bir süre
bu bilgilerin içeriğinin değişmeden tekrar değerlendirilmesine,
tüketici tarafından tekrar gerekli bilgilere müracaat edilebilmesine
imkan sağlayan araçlar sürekli data taşıyıcısı olarak
tanımlanabilir. Belirli bir süre
ise somut olaya göre değerlendirilmelidir. Uzun bir zaman aralığına
yayılan bir hukuki işlemde süreyi uzun tutmak gerekir. Araçlar
olarak akla ilk gelebilecek olanlar, disket ve CD-ROM’lardır. Her
ne kadar bunların müteşebbis tarafından tüketiciye verilebilmesi
mümkünse de, internet üzerinden yapılan muamelelerde her müteşebbisden
bunu beklemek, ticari hayatı olumsuz etkileyecektir.
İnternet üzerinden yapılan işlemlerde
müteşebbis e-mail veya benzer bir vasıta ile de gerekli bilgileri
tüketicinin bilgisine sunabilmelidir. E-maillerde, tüketiciye gönderilen
e-mailin, tüketicinin serverine, oradan da mailboxuna ulaşıp, her
zaman için tüketici tarafından
download yapılıp okunabilme imkanının olduğu hallerde böyle
bir araçtan söz edilebilir. Aynı şekilde, tüketicinin gerekli bilgileri,
website üzerinden download yaptıktan sonra harddiskine kaydetmesini
de böyle değerlendirmek mümkündür. Yani bu iki halde de “sürekli
data taşıyıcısı”’ndan söz edilebilir. Söz edilebilir diyorum, çünkü
özellikle ikinci halde, yani gerekli bilgilerin sadece websitede
müşterilerin hizmetine sunulması halinde, müşteriye özel olarak
bu bilgiler e- mail vasıtasıyla ulaştırılmamışsa, sürekli bir data
taşıyıcısından söz edemeyiz, zira gerekli bilgilerin müteşebbis
tarafından değiştirilmesi her zaman için mümkündür. Önemli olan
husus, gerekli bilgilerin müteşebbis tarafından artık değiştirilemeyecek
olmasıdır. Özetleyecek olursak, önemli olan, müşteriye gerekli bilgilerin
yazılı olarak veya sürekli data taşıyıcısında ulaşmasıdır. Bu bilgilerin
müşteriye ulaştığını ispat külfeti müteşebbise düşer. Müteşebbis
gerektiğinde müşterinin gerekli bilgileri internetten websitesi
üzerinden
download yapıp, harddiske kaydettiğini ispat etmekle yükümlüdür.
Müteşebbisin bu konuda, kendi websitesinde, gerekli bilgilerin her
halü karda
download yapılıp harddiske kaydedilmesi gerektiğine dikkat çekmesi,
ispat açısından bir değer taşımayacaktır.
Gerekli bilgiler ayrıca müşteri
açısından okunabilecek olmalıdır. Mesela gerekli bilgilerin
müşteriye Winzip veya PDF formatında gönderilmesi ve bu şekilde
bunların okunabilmesi açısından ilave programların bilgisayara yüklenmesi
zorunluluğunun olduğu hallerde okunabilirlikten söz edemeyiz.. Ayrıca video veya teyp
kaseti üzerine kaydedilen gerekli bilgilerde de okunabilirlik
şartı yerine getirilmemiş demektir.
Yönergenin 6. maddesi ve FerbnAbsG’in
1. maddesinin 3. paragrafına göre tüketici yedi iş günü içinde herhangi bir sebep bildirmeden
akitten rücu edebilir. Yönergede akitten dönmenin ne şekilde yapılacağı
hususu üye devletlere bırakılmıştır. FernAbsG’deki düzenlemede,
BGB’ye bu kanunla eklenen § 361a’ya atıfta bulunulurak, tüketicinin
sözleşmeden dönme hakkı ve daha sonra ise § 361a BGB’den ayrılan
hususlar aynı maddede belirtilmiştir.
§ 361a BGB’ye göre, sözleşmeden
dönme, dönme beyanının “sürekli bir data
taşıyıcısına“ ulaşması veya malın geri
gönderilmesi suretiyle olur. Dönme süresi, tüketiciye, açık şekilde
akitten dönme konusunda aydınlatıldığını gösterir belgenin verilmesi
ile başlar. Verilecek bu belgenin sözleşmeden dönme beyanının yönlendirileceği
kişinin (genelde müteşebbis) adı ve adresini ihtiva etmesi ve tüketici
tarafından el yazılı veya dijital imza ile imzalanmış olması gerekir.
Dönme süresi konusunda ihtilaf çıkarsa ispat külfeti müteşebbise
düşmektedir. Akitten geri dönülmesi halinde müteşebbis, malın veya
hizmetin bedelini 30 gün içinde geri vermekle yükümlüdür. Bu süre
içerisinde geri ödemede bulunulmazsa müteşebbis temerrüde düşer.
Geri gönderme masrafları müteşebbise aittir. 40 Euroya kadar olan
mal siparişlerinde olağan geri gönderme masrafları
sözleşme ile tüketiciye tahmil olunabilir, meğerki teslim edilen
mal ısmarlanan mal olmasın. Tüketicinin, malın zayi olmasında veya
değerinin azalmasında kusuru var ise bu halde malın değerini veya
değer azalmasını tazmin etmesi gerekir. Ancak tüketici sözleşmeden
geri dönme konusunda gerektiği gibi aydınlatılmamış ise, bu halde
tüketici sadece ağır ihmal veya kastından sorumlu olacaktır. Sözleşmeden
geri dönme hakkının kullanıldığı ana kadar, bir eşya veya malın
kullanımı veya hizmetten yararlanma sözkonusu ise bunların değerinin
de tazmin edilmesi gerekir. Bir malın veya hizmetin önceden belirlendiği
şekilde kullanılması veya ondan faydalanma ile oluşan değer azalmaları
nazara alınmaz.
§ 361a BGB’den farklı olarak sözleşmeden
dönme süresi; Fern-AbsG’in 2. maddesinin 3. ve 4. fıkralarında öngörülen
gerekli bilgilerin verilmesi yükümlülüğünün yerine getirilmesinden,
mallarda malın tüketiciye ulaşmasından, aynı türden malların tekrarlanan
teslimatlarında ilk teslimatttan ve bir hizmet sözkonusu ise, sözleşmenin
yapıldığı günden önce başlayamaz. Aşağıdaki hallerde ise sözleşmeden
dönme hakkı ortadan kalkar.
- Mal teslimatlarında, malın alıcıya tesliminden
itibaren en geç dört ay sonra,
- Bir hizmetin ifası söz konusu ise,
aa)
Sözleşmenin yapılmasından dört ay sonra,
bb)
Müteşebbis, tüketicinin rızası dahilinde sözleşmeden dönme süresinin
sona ermesinden önce hizmetin yerine getirilmesine başlamış ise
veya tüketici kendisi buna sebep olmuşsa.
Ayrıca şu hallerde de, aksine
bir anlaşma yoksa ve kanuni diğer hükümler mahfuz kalmak üzere,
sözleşmeden dönme hakkı mevcut değildir.
- Müşterinin İşteği üzerine hazırlanan, veya
açıkca şahsi ihtiyaçlara tahsis edilmiş, veya özelliği gereği
geri göndermeye elverişli olmayan, veya çabuk bozulabilecek veya
son kullanma tarihi geçebilecek olan mallarda,
- Paketi tüketici tarafından açılan üzerine
ses ve görüntünün kaydedildiği mallarda veya bilgisayar yazılım
(software) programlarında
- Gazete, dergi ve mecmualarda,
- Yarış ve bahis oyunlarında,
- § 156 BGB anlamında yapılan açık artırmalarda.
Tüketiciye sözleşmeden dönme hakkı
yerine, gene BGB’ye Fern-AbsG’le eklenen § 361b BGB çerçevesinde
malı geri iade etme hakkı da verilebilir. Tabii bir malın geri verilmesi
tüketiciye malı geri gönderme külfeti yüklediğinden bu birtakım
şartlara tabi kılınmıştır. Buna göre:
- Satış prospekti, geri verme hakkı hususunda
açık seçik tanzim edilmiş bir bilgiyi ihtiva etmeli,
- Tüketici, satış prospektinin muhtevasını müteşebbisin
yokluğunda öğrenebilmeli,
- Tüketiciye sürekli data taşıyıcısı üzerinde
bir geri verme hakkı tanınmış olmalı.
Ancak bu üç şartın varlığı halinde
geri verme hakkından söz edilebilir.
Geri verme hakkı ancak malın geri
gönderilmesi suretiyle yerine getirilebilir. Gönderme masrafları
müteşebbise aittir ve hiçbir suretle alıcıya tahmil edilemez. Malın
geri gönderilmesi mümkün değilse o zaman § 361a BGB’deki süreler
dahilinde “geri alma talebi”’nde bulunulabilir. Bu halde § 361a
f. 2 BGB hükümleri de uygulanır. Geri alma talebi, yazılı olarak
veya diğer sürekli bir data taşıyıcısı üzerinden yapılabilir ve
herhangi bir gerekçe içermesi de zorunlu değildir.
Yönergenin 9. maddesinde ve FernAbsG
ile BGB’ye eklenen § 241a BGB hükmüne göre, tüketiciye sipariş edilmeyen
bir malın teslim edilmesi veya hizmet ifası müteşebbis lehine herhangi
bir kanuni hak doğurmaz. Ancak ifanın alıcı için belirlenmemiş,
veya malın hatalı olarak sipariş edilmiş olduğu hallerde - alıcı
bunu biliyor veya gerekli özeni gösterseydi bilebilecek idiyse -
kanuni talep hakları söz konusu olabilir. Tüketiciye sipariş edilen
mal yerine fiyat ve kalite bakımından denk bir mal teklif edilmiş
ve bunu kabul ve malı geri gönderme masraflarını yüklenmek mecburiyetinin
olmadığı hususuna dikkat çekilmiş olduğu hallerde “sipariş edilmemiş
bir mal” söz konusu değildir.
Yönergenin 11. maddesine göre
üye devletler, yönergenin kapsadığı sözleşmelerde ödeme kartlarının
hileli şekilde kullanılması neticesinde, tüketicinin oluşacak zararlarının
giderilmesi amacıyla gerekli tedbirleri almakla yükümlü tutulmuştur. Yönergeye göre bu hallerde
tüketici ödemenin iptalini veya hesaba alacak olarak
geçirilmesini talep edebilmelidir. Bu hükümler, internet ve
diğer haberleşme vasıtalarıyla yapılan, kredi kartı, ec- kartı ve
diğer ödeme kartlarının kullanıldığı sözleşmelerde ortaya çıkacak
dolandırıcılık vakalarının tüketicinin aleyhine olmasını önlemek
gayesini gütmektedir. Telefonda veya internette yapılan işlemlerde
kartın ibraz edilmeden numarasının verildiği haller bu tür olaylara
örnek olarak sayılabilir. Yönergeye göre, müşterinin verdiği ödeme
talimatı ile örtüşmeyen, ödeme kartının her türlü kullanımı hallerinde
ödeme kartlarının hileli kullanımı söz konusudur. Şu halde, ödeme
kartının talimata aykırı olarak gerek üçüncü bir kişi gerekse sözleşmenin
tarafı vasıtasıyla kullanılması halleri de hileli kullanım içinde
değerlendirilmektedir.
Tüketicinin yapacağı ödeme talimatının
iptali, veya hesaba alacak geçirilme taleplerine kimin muhatab olacağı,
hileli kullanım hallerinde ispat külfetinin kime düşeceği, tüketicinin
bu konudaki munzam kusurunun neticelerinin ne olacağı Yönergede
düzenlenmemiştir. Bu konuda üye devletlerin milli hukuklarının genel
hükümlerinin devreye gireceği kabul edilmelidir.
Almanya’daki mahkeme kararları
ve Genel İşlem Şartları Kanunu (AGBG)’nun sağladığı kontrol mekanizması
sayesinde tüketici bu tür durumlarda esasen önemli bir koruma zırhına
sahip olduğundan Yönergenin ilgili hükmünün milli hukuka uyarlanması
önemli olmayan teknik düzenlemeleri ihtiva etmektedir. BGB’ye eklenen § 676h ile
bu teknik hususlar düzenlenmiştir. Alman Hukukundaki durum ise şu
şekilde özetlenebilir.
Kartın ödeme talimatına aykırı
şekilde kullanıldığı iddiası söz konusu ise, kartı tanzim eden banka
veya finans kuruluşu müşterinin geçerli bir ödeme talimatı bulunduğunu
ispat etmekle yükümlüdürler. Bu ispat külfeti Genel İşlem Şartları
vasıtasıyla kaideten müşteriye tahmil edilemez. Bu husus ödeme kartlarının
haberleşme vasıtalarının kullanıldığı – mesela telefon vasıtasıyla
PIN veya imza olmadan sadece Kart numarasının bildirildiği - hallerde
de geçerlidir. Ancak kartın kötüye kullanıldığı durumlarda kart
sahibi kusurlu olarak kart sözleşmesinden doğan özen yükümlülüğünü
yerine getirmemiş ve bu nedenle haksız ödemede bulunulmuşsa, kartı
tanzim edenin tazminat talep etme hakkı doğabilir. Fakat bu hakkın
doğabilmesi için kartı tanzim eden banka veya kredi kuruluşunun
gerçekten bir zararının olması şarttır. Ödemenin geri çekilme ihtimalı
olan – yanlış ödemede bulunulanın hesap numarasının bilindiği -
hallerde zararın oluştuğundan bahsedilemez.
Bir PIN ile birlikte kullanılan
kartların rıza hariçinde kullanılmaları halinde ise, müşterinin
kayıp ihbarında bulunmasından sonra sorumluluğunun olmayacağı kabul
edilmektedir. Kayıp ihbarı yapılmadan
önce ise kusura bağlı bir sorumluluk söz konusudur. Banka veya kredi
kuruluşlarının ihbar yapılmadan önce müşterinin kusursuz da olsa
sorumluluğunu öngören bir şartı sözleşmeye koyması bu nedenle geçersizdir. Ec-kartları ile ilgili
özellikle bankaların kullandıkları genel işlem şartları mahkeme
kararları sayesinde müşterilerin lehine olan hükümler içermektedir.
Buna göre müşteri kayıp ihbarında bulunduktan sonraki oluşacak zararlardan
sorumlu değildir. Kayıp ihbarından önce ise, müşterinin ağır kusuru
varsa, müşterinin oluşacak tüm zararlardan sorumluluğu cihetine
gidilebilir. Hafif kusurunun olduğu hallerde ise sorumluluk yüzde
on ile veya 100 DM ile sınırlandırılmakta hatta bazen hiç bir şekilde
sorumluluk öngörülmemektedir. ATM’lerden kart sahibinin rızası hariçinde
ec-kart ile para çekilmesi hallerinde ise mahkeme içtihatları, ATM’lerden
para çekilmesinin, ancak PIN bilindiği takdirde mümkün olduğunu,
bunun ise ancak müşterinin ağır kusuru nedeni ile kartla birlikte PIN’in
de üçüncü kişinin eline geçmiş olması halinde mümkün olabileceğinden
hareketle, müşterinin ağır kusurunun varlığını kabul etmektedirler. Ancak kullanılan PIN ve
ciplerin yeterince güvenli olmadığının anlaşıldığı hallerde böyle
bir varsayımdan bahsedilemeyecektir.
Yukarıdaki esaslar ödeme kartlarının
haberleşme vasıtalarının kullanıldığı alana ve konumuzla ilgili
olarak da mesafeli sürüm yoluyla yapılan sözleşmelere teşmil edildiği
takdirde şu sonuça varabiliriz: Müşterinin, kartının kötüye kullanılması
ile oluşan zararın tazmini talebi, kendisinin munzam kusuru var
ise reddedilebilecektir. Mesela internet üzerinden yapılan alış-verişlerde
kredi kartı numarasının şifresiz şekilde gönderilmesi, PIN veya TAN numaralarının özenli şekilde
muhafaza edilmediği için üçüncü kişilerin eline geçmesinde olduğu
gibi.
Alman Milletlerarası Özel Hukukunun
düzenlendiği BGB’nin yürürlük kanununa 29a maddesinin (EGBGB 29a) eklenmesiyle, tarafların
aralarındaki akde uygulanacak hukuku seçme hakları sınırlamaya tabi
tutulmuştur. Buna göre, taraflar, akde AB veya EFTA devletleri dışındaki
bir devletin hukukunun uygulanmasını kararlaştırmışlarsa, akdin
AB veya EFTA’ya üye devletlerden herhangi birisi ile daha yakın
bir irtibatı (enger Zusammenhang) olması halinde, bu devletlerde
cari olan tüketiciyi korumaya yönelik AB yönerge hükümleri uygulanacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında ise özellikle yakın irtibatın kabul edileceği
halin şartları sayılmıştır. Buna göre şu iki şart birlikte gerçekleştiği
takdirde yakın irtibatın varlığı kabul edilecektir.
- Sözleşme AB veya EFTA üyesi devletlerin sınırları
içerisinde alenen yapılan bir teklif veya reklama veya benzeri
ticari bir faaliyete binaen yapılmış ve
- diğer tarafın, akdin yapılmasına yönelik beyanını
açıkladığı esnada, AB veya EFTA üyesi olan devletlerden birinde
mutad meskeninin (gewöhnlicher Aufenthalt) olması lazımdır.
İsviçre’de Ocak 2001 tarihli kanun
tasarısı Borçlar Kanunu ile Haksız
Rekabetin Önlenmesi Kanunlarında elektronik ticaret ile ilgili bir
takım değişiklikler öngörmektedir. Büyük oranda Avrupa Birliginin
Mesafeli Satışlarda Tüketicinin Korunmasi Hakkındaki 97/7/EG sayılı
Yönergesinden (Aşağıda kısaca ‘Yönerge’ olarak zikredilecektir.)
istifade edilerek hazırlanan bu tasarıda Borçlar Kanununun menkul
satışlar hakkındaki maddelerinde de önemli oranda revizyon öngörülmektedir.
Alman kanun koyucusunun aksine tasarıda, mesafeli satışlar konusundaki
hükümler İsviçre Borçlar Kanunundaki mevcut Kapıdan Satışlar hakkındaki
40a vd. maddelerinin yeniden düzenlenmesi şeklinde ele alınmıştır.
İsviçre Borçlar Kanunu 4. maddesi
ikinci fıkrasındaki değişiklikle, tarafların veya vekillerinin telefonla
veya taraflar arasında bir diyalog imkanı saglayan elektronik haberleşme
aracıyla yaptıkları sözleşmenin, hazırlar arasında yapılmış sayılacağını
belirtmektedir. Diyalog imkanı saglayan
elektronik haberleşme aracı (elektronisches Kommunikationsmittel,
das einen Dialog unter ihnen ermöglicht) kavramına burada e-maillerin
dahil olmayacağı açıktır, çünkü yukarıda da bahsedildiği üzere,
e-maillerin yapısı ve alıcıya ulaşana kadar geçirdiği evreler bakımından
taraflar arasında böyle bir diyalog, karşılıklı konuşma, görüşme
imkanı mevcut değildir. Burada kastedilen daha ziyade, tarafların
bilgisayarlar vasıtası ile karşılıklı olarak aynı zamanda gerçeklestirdikleri,
yazılı, görüntülü veya sesli chat, video konferans gibi unsurlardır.
Yürürlükteki İsviçre Borçlar Kanunu
6a maddesine göre, sipariş edilmeyen bir malın gönderilmesinin icap
teşkil etmeyecegi, alıcının bu şekilde gönderilmiş bir malı geri
gönderme veya muhafaza etme yükümlülüğünün olmayacağı belirtilmiştir;
meğer ki sipariş edilmeyen malın yanlışlıkla gönderildiği açıkca
anlaşılsın. Bu halde alıcı, malı göndereni durumdan haberdar etmelidir.
Bu maddeye eklenen dördüncü fıkra ile, bu hükümlerin sipariş edilmeyen
hizmetlere de uygulanacağı öngörülmektedir.
BK’nun 7. maddesine tekabül eden
OR’nin (Obligationenrecht – İsviçre Borçlar Kanunu) 7. maddesinin
2. ve 3. fıkralarında yapılması düşünülen değişiklik ile de, tarifelerin
veya fiyat listelerinin ve benzerlerinin, özellikle elektronik yolla
gönderilmesi veya yayınlanmasının icap olmayacağı; buna karşın,
fiyatlari gösterilen şahsi mal veya hizmetlerin özellikle elektronik
yolla (ortamda) sunulmasının kaideten icap addedileceği hükme bağlanmaktadır. Malın elektronik ortamda
(mesela şirketin internet sitesinde) sunulmasının icap sayılması,
ancak malın şirketin stoklarında varolduğunun anlaşıldığı hallerde
sözkonusu olacaktır. Mesela websitede mevcut malların sayısı belirtilmiş
ve her siparişte bu malların azaldığını gösteren bir sistem var
ise bu durum gerçeklesmiş demektir.
Ayrıca tasarı ile artık günümüz
koşullarina uymayan Borçlar Kanunumuzun 13. maddesi 2. fıkrasını
teşkil eden, İsviçre BK’nin 13. md. ikinci fıkrası da kaldırılmaktadır.
Bu maddeye göre kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, mektup veya telgraf
dahi yazılı şekil sayılır, şu şartla ki, mektupta veya telgrafın
postahaneye tevdi edilen aslında, mükellefiyet altına giren şahsın
imzası bulunmalıdır. Gerek.eye göre artık telgraf hemen hemen kullanımdan
kalkmıştır, mektupta ise, zaten bu birinci fıkranın kapsamına girmektedir.
Tasarı, mesafeli satışlarla ilgili
hükümleri, yürürlükteki Borçlar Kanunu 40a vd. maddelerinde kapıdan
satışlar hakkındaki hükümlerle birlikte düzenlemiştir. 40a
maddesi 1. fıkrasına göre, 40b – 40h OR hükümleri, müşterinin
şahsi kullanımı veya günlük ihtiyaçları için belirlenmis olan, işletme
sahibinin mesleki veya ticari faaliyetleri içinde sunduğu menkul
eşya ve hizmetlerle ilgili sözleşmelere uygulanır.
İkinci fıkrada ise bu hükümlerin
aşağıdaki sözleşmelere uygulanmayacağı belirtilmiştir. Bunlar:
- Müşterinin ödeyecegi meblağin 100 İsviçre
Frankını geçmeyen sözleşmelere,
- Finans hizmetlerine, özellikle sigorta sözleşmelerine,
- Müşterinin isteği üzerine hazırlanan, veya
özelliği gereği geri göndermeye elverişli olmayan, veya çabuk
bozulabilecek olan mallarla ilgili sözleşmelere,
- Müşterinin açıkca şahsi ihtiyaçlarina göre
belirlenmis hizmetlere iliskin sözleşmelere,
Tasarının 40c
maddesinde mesafeli satış sözleşmesinin tarifi yapılmıştır. Bu tarif
ilgili AB Yönergesi ile örtüşmektedir. Maddenin ikinci fıkrası ise,
açık artırmaların
mal otomatlarının veya benzerlerinin kullanıldığı sözleşmeler ile
telefon hizmetleri veren şirketlerle yapılan, konusunu kamuya
açık telefonların kullanılması teşkil eden sözleşmeler, mesafeli
satış sözleşmesi sayılmamaktadır.
Tasarının 40d
maddesinde müteşebbisin müşteriyi aydınlatma yükümlülüğü düzenlenmiştir.
Bazı noktalarda Yönergeden ayrılan bu hükme göre; işletme sahibi
müşteriye şu hususları bildirmekle yükümlüdür.
- İsim ve adresini,
- Malın veya hizmetin İsviçre Frankı cinsinden
fiyatını,
- Müşterinin ödeyeceği ücret ve masrafları,
- Teslim süresini.
Ayrıca işletme sahibi müşterisini,
sözleşmeden dönme hakkı, bunun şekli ve süresi konusunda da bilgilendirmelidir.
Tarih ve sözleşmenin içeriğini
belirleme imkanı sağlayan bu bilgiler, müşteriye kağıt üzerinde
veya elektronik şekilde (in elektronischer Form) sunulmalıdır.
Yönergede yer alan müşterinin
bilgilendirilmesi hakkındaki hususların bir kısmının tasarıda yer
almamasını İsviçre kanun koyucusu, bunların müşterinin satın alma
kararında fazla bir etkiye sahip olmadigi şeklinde gerekçelendirmiştir.
Bu bilgilerin ve aydınlatılma yükümlülüğünün zamanı bakımından Yönergenin
aksine tasarıda bir hüküm yer almasa
da tasarının 40e maddesine göre, sözleşmeden geri dönme süresi,
ancak bu bilgilerin müşteriye sunulmasından itibaren başlayacağından,
bu konuda bir eksiklik oluşmayacağı ifade edilmiştir.
40e maddesine
göre, müşteri sözleşmenin akdedilmesine yönelik icabını veya kabulünü
yedi gün içinde kağıt üzerinde veya elektronik şekilde açıklayacağı
bir beyanla geri alabilir. Bu süre, işletme sahibinin müşteriyi
40d maddesine göre bilgilendirmesi ile başlayacaktır. Tasarı bu
konuda yönergeden ayrılmaktadır. Yönergenin 6. maddesinde, 7 günlük
sözleşmeden dönme süresinin mallarda, malın tesliminden sonra başlayacağını
öngörmektedir. Bu şekilde, görmediği malı alan bir müşteriye, malı
görme ve kontrol etme fırsatı verilmiş olmaktadır. İsviçre kanun
koyucusu, böyle bir genellemeye gitmenin doğru olmayacağını, ayrıca
müşterinin, sözleşmenin gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan
haklarını kullanabileceğinden bahisle bunu kabul etmemiştir.
Üçüncü fıkrada, sözleşmeden geri
dönüldüğünü müşteri, tasarının 40d maddesinde
öngörülen hususlara müşterinin vakıf olduğunu ise işletme sahibi
ispat etmekle yükümlü kılınmıştır. 7 günlük sözleşmeden geri dönme
süresinin muhafazası için, geri dönme beyanının yedinci günde postaya
verilmesi veya elektronik yolla gönderilmesi yeterlidir.
Tasarınin 40f maddesine
göre,
- müşterinin açıkca sözleşmeden dönme hakkından
feragat ettiğini, dönme süresinin bitiminden önce açıkladığı sözleşmelere
binaen ifa edilmiş olan veya bu sürenin bitiminden önce ifa edilmesi
zorunlu olan hizmetlerle ilgili sözleşmelerde,
- müşteri tarafından açılmış, bilgisayara indirilebilecek
veya müşterinin kullanımına açık, üzerine ses veya görüntü kaydedilmiş
olan mallarla yazılım programları hakkındaki sözleşmelerde sözleşmeden
dönme imkanı kaldırılmıştır.
Bu madde ile müşteriye, hizmetin
ifasını sözleşmeden dönme süresinden önce isteyebilme imkanı tanınmış,
ancak bunun için müşterinin, sözleşmeden dönme hakkı olduğu hususunda
dikkati çekilmiş olmalı ve müşteri bu hakkından açıkca feragat etmiş
olmalıdır. Belirli bazı hizmetlerde ise, bu hizmetin sözleşmeden
dönme süresininin bitiminden önce yerine getirilmesi eşyanın tabiatı
gereğidir. Bu hallere örnek olarak, telefon hizmetlerinden yararlanma,
telefonla ambulans veya doktor çağırma veya internette digital
ortamda gerçekleşen ses, görüntü ve yazılım programlarının ücret
karşılığında bilgisayara indirilmesi gösterilebilir.
İkinci halde ise, içerikleri kolaylıkla
kopya edilebilecek olan mallar sözkonusudur. Mal müşteri tarafından
açılmamışsa, bu halde dahi, müşterinin sözleşmeden
dönme hakkı vardır, çünkü malın kapalı olduğu durumlarda kopya edilme
ihtimali de ortadan kalkmış olmaktadır. Tasarının bu maddesi, ses,
görüntü veya yazılım programlarının disket veya cd gibi data taşıyıcılara
kaydedilmiş olduğu haller yanında, internetten bunların indirilmesi
(download) hallerini de kapsamaktadır.
Tasarı 40g maddesinde,
yürürlükteki İsviçre Borçlar Kanunu 40f. maddesinin ilk dört fıkrasına
ek olarak bir fıkra daha eklemek sureti ile, sözleşmeden dönme (daha
doğru ifade ile ‘icap veya kabulün geri alınması’) halinde bunun
sonuçlarını düzenlemektedir. Buna göre, müşteri sözleşmeden döndüğü
takdirde, taraflar aldıkları mal veya hizmeti iade etmekle yükümlüdürler.
Müşteri bir şeyi kullanmışsa, o halde işletme sahibine o malın kullanma,
kira bedelini ödemek zorundadır. İşletme sahibi bir hizmet ifa etmisse,
o halde müşteri, İsviçre Borçlar Kanununun vekalet hakkındaki (Art.
402 OR – BK md. 394) hükümlere binaen işletme sahibinin yapmış olduğu
masrafları tazmin etmekle yükümlüdür. Fakat müşteri bunun haricinde
işletme sahibine herhangi bir tazminle yükümlü değildir. Bu maddeye
eklenen 5. fıkrayla, malın geri gönderilmesi masraflarını müşterinin
taşıyacağı hükme bağlanmıştır.
40h maddesine
göre, müşteri sözleşmeden döndüğünü, malın veya hizmetin bedelinin
ödenmesini finanse eden, özellikle kredi kuruluşlarına veya müşteriye
kredi kartını tanzim etmiş olan üçüncü kişiye karşı da ileri sürebilir.
Bu madde ile, sözleşmeden dönen müşteriye, direkt banka veya kredi
kartını tanzim eden kuruluşa müracaat ederek, ödenmiş meblağı geri
isteme, ödeme vukubulmamışsa, ödemeyi durdurma, banka hesabından
meblağın çekilmesini engelleme imkanı verilmektedir. Banka hesabından
meblağ çekilmişse, tekrar hesabına alacak olarak kaydedilmesini
de talep edebilir.
Tasarı ile, İsviçre Borçlar
Kanununun Borçların ifa edileceği yeri düzenleyen 74.
maddesine (BK md. 73) eklenen yeni 4. bentle, 40c anlamında
mesafeli sözleşmelerde, işletme sahibinin borcunu ifa etme
yeri, sözleşmenin akdedilmesi esnasında müşterinin ikametgahının
olduğu yer olarak belirlenmiştir. Yürürlükteki madde hükümlerinin
mesafeli sözleşmelerde müşteri aleyhine hüküm doğurmasi hasebiyle bu yeni bent maddeye sevkedilmiştir.
İnternet üzerinden veya e-maille bir mal sipariş eden müşterinin,
sipariş verdiği malı, işletme sahibinin ikametgahının veya malın
bulunduğu yerden alması beklenemez. Yürürlükteki maddenin diğer
bentlerinde olduğu gibi (“hilafına bir şart mevcut olmadığı surette,..”)
yeni sevkedilen bent de ihtiyaridir, taraflar aksini kararlaştırabilirler.
Bu düzenleme ile aynı zamanda, malın taşıma masraflarının, aksi
kararlastırolmış olmadıkça, işletme sahibine ait olacağı da
belirtilmektedir.
Borçlar Kanunumuzun 106. maddesine
tekabül eden İsviçre Borçlar Kanunun 107. maddesine
tasarı eklenen 3. fıkra ile de, işletme sahibinin borcunu yerine
getirmede temerrüde düşmesi halinde, mesafeli sözleşmelerde genelde
önceden ödemede bulunan müşterinin hakları düzenlenmeye çalışılmıştır.
Yürürlükteki hükümlere göre, müşteri, işletme sahibinin temerüdünde,
ifadan vazgeçebilmek için, İsv. BK 102 ve 107. maddesine göre önceden
işletme sahibini ihtar etmelidir. Bunları yerine getirmeyen müşteri,
çok sonradan vukubulan ifaları dahi kabul etmekle karşı karşıya
kalmaktadır. Bu nedenle 107. maddeye eklenen 3. fıkra ile, 40c anlamında
mesafeli sözleşmelerde, müşterinin ifadan vazgeçtiği varsayım olarak kabul edilmiştir.
Tasarı bu noktada da Yönergeden
farklı bir düzenlemeye gitmiştir. Yönergeye göre, malın işletme
sahibinin elinde olmaması halinde, müşteri durumdan haberdar edilmeli
ve ödemiş olduğu meblağı iade edilmelidir (Art. 7 bent 2). Bunun
gerekçesi ise; İsviçre Borçlar kanunu ve tasarısı birlikte değerlendirildiğinde,
Yönergeden farklı da olsa, bu konuda tatmin edici
bir sonuça varmanın mümkün olduğu, zira İsv. BK 75. maddesine göre,
ifa zamanı akit ile veya borcun niteliği gereği belli edilmemiş
olduğu takdirde, “borcun hemen ifa ve derhal icrasının talep olunabileceği”
(BK 74) ve ayrıca tasarıda öngörülen 40d maddesine göre, işletme
sahibinin müşteriye, malın teslim veya hizmetin ifa edileceği zamanı
bildirmekle yükümlü kılınmış olması karşısında bu konuda bir eksiklik
olmayacağı, şeklinde açıklanmıştır.
Satıcınının maldaki ayıplara karşı
tekeffül borcunda da tasarıda değişiklik öngörülmektedir. Yürürlükteki
hükümlere göre, satıcı alıcıya karşı, satılanın zikir veya vaadettiği
vasıflarını mütekeffil olduğu gibi, maddi veya hukuki bir sebeple
kıymetini veya maksut olan menfaatini izale veya ehemmiyetli bir
suretle tenkis eden ayıplardan salim bulunmasını da mütekeffildir
(İsviçre BK 197.; BK md. 194). Satıcı bu ayıpların mevcudiyetini
bilmese bile sorumlu tutulmaktadir. İsviçre Federal Mahkemesinin
içtihatlarına göre, zikir veya vaadedilen vasıflar (zugesicherte
Eigenschaften), satılan malın belirli bazı özellikleri olduğu
veya bir takım eksiklikleri olmadığının satıcı tarafından garanti
edilmesi manasına gelmektedir. Bu vasfın mevcudiyeti açıkca
belirtilebilecegi gibi, zimni olması da mümkündür, mesela satılan
bir nesnenin fiyatının yüksek olmasından, onun gerçek olduğu sonucuna
varılabilir.
Buna karşın, üretici veya ithalatçı
firma tarafından zikir veya vaadedilen vasıflar (mes. bir reklamda)
kaideten satıcı tarafından vaadedilmii veya zikredilmiş bir vasıf
olarak değerlendirilmemektedir, çünkü sözleşmenin illi
olması nedeni ile hükümleri sadece alıcı ile satıcı arasında cereyan
etmektedir. Oysaki günümüzde özellikle üretici veya ithalatçı firma
tarafından yapılan reklamlar vasıtası ile müşterinin satın alma
yönündeki iradesi baski altına alınmaktadır. Alıcı genelde bu hallerde,
satıma sözkonusu olan malın reklamda sözkonusu edilen vasıfları
– satıcı tarafından zikredilmese bile – haiz olduğundan hareket
etmektedir. Satın alınan malın reklamda zikredilen vasıflara haiz
olmadığının anlaşılmasından sonra ise, müşteri İsviçre BK 197. maddeye
dayanarak müracaat edebileceği bir hukuki mekanizmaya sahip
değildir. İşte bu tatmin edici olmayan sonuçları ortadan kaldırmak
için, 197. maddeye 3. fıkra eklenerek, mesleki veya ticari faaliyetleri
çercevesinde hareket den satıcının, satılan maldaki, üretici veya
onun temsilcisinin alenen zikrettiği özellikle reklam veya malın
etiketinde gösterilen vasıflardan da sorumlu olacağı hükmünü getirmiştir.
Satıcı bu sorumluluğundan ancak, bunu bilmediğini veya bilebilecek
durumda olmadığını veya düzelttiğini ispat etmekle kurtulabilir.
Yürürlükteki İsviçre
Borçlar Kanunu 199. maddede (BK md. 196) öngörülen değişiklikte
ise satıcının, satılan maldaki ayıptan dolayı sorumluluğunu kaldıran
veya tahdit eden şartların, ticari veya mesleki faaliyetleri içerisinde
hareket eden satıcı ile alıcının şahsi veya günlük ihtiyaçlari için
belirlenmiş olan menkul mal sözleşmelerinde batıl olacağı öngörülmektedir.
AB Yönergesinin 7. maddesi 1. fıkrasında öngörülen çözüme paralel
yapılan bu düzenleme ile, satıcıların (işletme sahibi) genel işlem
şartları içerisine, ayıptan dolayi sorumluluklarını kaldıran veya
kısıtlayan şartlar koymalarını engellemeyi amaçlamaktadır.
Aynı şekilde mevcut 201.
maddenin (BK md. 198) 1. ve 2. fıkralarında öngörülen düzenleme
ile de, alıcının keşif ve muayene borcu ile ilgili hükümlerde alıcı
lehine değişiklik öngörülmektedir. 201. madde 1. fıkradaki “alıcı,
satılan malda, satıcının tekeffülü altında olan bir ayıp gördüğü
zaman bunu derhal satıcıya ihbar etmekle yükümlüdür” hükmü
ile 3. fıkrada yer alan “bu kabilden bir ayıp sonradan meydana çıkarsa
alıcı ayıbın keşfinden sonra derhal satıcıya ihbar
etmelidir” cümlesinde yer alan derhal ibaresi “uygun
bir süre içerisinde – innert angemessener Frist” olarak değiştirilmiştir.
Isviçe Tasarısı bu noktada da AB Yönergesinden ayrılmaktadır, çünkü
Yönergenin 5. maddesi 2. fıkrasındaki düzenleme, ayıp ihbarının
iki aylık bir süre zarfında yapılmasını öngörmektedir. Bu süreyi
ççok katı bulan İsviçre Kanun koyucusuna göre, dava hakimi, bu süreyi,
somut olayın özelliklerine göre dürüstlük kuralı içerisinde daha
isabetli olarak tespit edebilecektir.
Özellikle mesafeli satışlarla
ilgili olarak, Federal Haksız Rekabet Kanununun (Bundesgesetz
vom 19. Dezember 1986 gegen den unlauteren Wettbewerb) 3. maddesine
eklenen yeni “b” bendi ile, mal, eser veya hizmetlerini elektronik
ticari işlemler dahilinde mesafeli satış sureti ile sunan ve; kimliği,
ikametgahı veya merkezi, adresi, sunulan malın vasıfları ve fıyatını,
müşteriye tekabül eden masrafları ve ödeme şartları konusunda gerekli
beyanları yapmayan kimselerin hareketlerinin, haksız rekabet teşkil
edeceği hükmü getirilmiştir.
Adı geçen kanuna eklenen yeni
6a maddesi ile de, elektronik ticari işlemlerde (im elektronischen
Geschäftsverkehr),
- açık ve tam olarak, elektronik posta adresi
dahil, yazışma adresinin bildirilmesi,
- sözleşmenin kurulması sonucunu doğuracak,
münferit teknik adımlar konusunda uyarıda bulunma,
- müşteriye, form doldurma esnasında yapılabilecek
hataları siparişten önce tanıyıp düzeltebileceği uygun bir teknik
donanımın sunulması,
yükümlülüklerinin yerine getirilmemesi
hallerinin de, haksız rekabet teşkil edeceği belirtilmiştir. Ayrıca
23. maddedeki düzenleme ile de, bu hükümlere uymayanların, talep
üzerine hapis veya 100.000 İsviçre Frankı para cezası ile cezalandırılması
öngörülmüştür.
Ocak 2001 tarihli Elektronik İmza
Kanun tasarısı ile, 1 Mayıs 2000 tarihinde
yürürlüğe giren 12 Nisan 2000 tarihli Elektronik Onaylama Hizmetleri
Hakkındaki Yönetmeliğin (Verordnung über die Dienste der elektronischen
Zertfizierung) yürürlükten kaldırılması
ve Medeni Kanun (ZBG) ile Borçlar Kanununda (OR) bir takım değişiklikler
yapılması öngörülmektedir. Kanun tasarısının ikinci maddesine göre,
kanunun uygulama alanının, elektronik imza türlerinden dijital imza
ile sınırlı olduğu belirtilmiştir. Fakat tasarı Federal Meclise,
dijital imzanın şartlarını yerine getiren diğer elektronik imza
türlerini de kanuna tabi tutma yetkisi tanımıştır. Tasarıya göre
dijital imza, - yönetmeliğin aksine – sadece gerçek şahıslar üzerine
tanzim edilebilir. Yönetmelikte düzenlenmemiş olan onay makamlarının
sorumluluğunu öngören hükümler de bu kanun tasarısında yer almaktadır.
Bu kanun tasarısı ile getirilen
en önemli değişikliklerden birisi de, İsviçre Borçlar Kanununa eklenen
15a maddesi ile “e. Elektronik İmza“ üst başlığı altında,
bir sözleşme elektronik data alış verişi ile akdedilecekse, elektronik
imzanın 14. maddedeki el yazısi ile atılan imza yerine kaim olacağı
hükmü getirilmiştir. Fakat bunun için elektronik imzanın, bu konudaki
kanunda öngörülmüş hükümlere göre tanınan bir onay makamına dayanması
aranmaktadır.
İsviçre Borçlar Kanununa göre,
sözleşme, „kanunda sarahat olmadıkca“ hiçbir şekle tabi değildir
(Art. 11 I OR). Bu hükme göre, İsviçre (ve tabii ki Türk Hukukunda)
sözleşmeler kaideten sözlü veya elektronik yolla, mesela elektronik
posta yoluyla akdedilebilir. Kanun sadece belirli bazı hallerde,
(mesela İsviçre Borçlar Kanunu 493. maddesinde kefalette aranan
yazılı şekil şartında olduğu gibi), şekil şartı aramıştır. 13. maddede,
yazılı olması gereken akitlerde, borç altına giren kimselerin imzasının
olması gerektiği, 14. maddede ise, imzanın el yazısı ile olmasi
lazım geldiği belirtilmiştir. İşte Elektronik İmza kanun tasarısında
Borçlar Kanununa eklenen yeni 15a maddesi ile, kanunda yazılı
şekil şartının arandığı bütün hallerde, elektronik imzanın, el yazısı
ile atılan imza yerine geçeceği hükmü getirilmiştir. Tasarıda bu konuda herhangi
bir istisna öngörümemiştir, şu halde gelecekte, halihazırdaki mevzuat
gereği elle imzalanması zorunlu olan her irade beyanı ve sözleşme,
elekronik olarak da açıklanabilecek ve akdedilebilecektir, tabii ki muhatabın bunu
kabul edebilme imkanı, donanıma sahip olması şartı ile.
Bu madde hükmü , kanunun yazılı
şekil şartını geçerlilik şartı olarak aradığı haller (mes. 165.
maddeye göre alacağın temliki) yanında; tarafların, şekil şartına
tabi olmayan bir sözleşmeyi, belirli bir sekle tabi olarak akdetmeyi
kararlastırmaları hallerine de (İsviçre Borçlar Kanunu md. 16 –
BK md. 16) şamildir. Şu halde, yukarıdaki örnekde verildiği üzere
alacaklı, elektronik imza ile imzalanmış bir e-posta yoluyla da
alacağını bir üçüncü şahsa temlik edebilecektir.
Elektronik imza, ancak kanunun
(veya tarafların) el yazısı ile imza atılmasını öngördüğü basit
yazılı şekil (Einfache Schriftlichkeit) yerine geçecektir.
Bu nedenle kanunun, bizzat el yazısı ile yazılmış olma şartı aradığı
haller (mes. İsviçre Borçlar Kanunu md. 505, BK md. 485 – El yazısı
ile vasiyetname) kanun tasarısının uygulama alanına girmemektedir.
Türkiye’de internet üzerinden
yapılan işlemlerle ilgili özel herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır.
Yukarıdaki açıklamalarımızdan da anlaşılacağı üzere mevcut hükümlerle
özel hukuk alanındaki problemlere çözüm bulunabilmekle birlikte,
bunların yetersiz olduğu da bir gerçektir. İnternet üzerinden yapılan
hukuki işlemlerde, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun
8. ve 9. maddelerinde düzenlenen Kapıdan Satışlara dair hükümlerin
uygulanıp uygulanmayacağı sorusu akla gelmektedir. TKK md. 8’de
işyeri, fuar, panayır gibi satış mekanları dışında önceden mutabakat
olmaksızın yapılan değeri 6.000.000 Türk Lirasını aşan tecrübe ve
muayene koşullu satışlar, kapıdan satışlar olarak tanımlanmıştır.
Bu tür satışlarda, tüketici yedi günlük tecrübe ve muayene süresi
sonuna kadar malı kabul veya hiçbir gerekçe göstermeden reddetmekte
serbesttir. Ayrıca 9. md’de de satıcıya bu konuda birtakım mükellefiyetler
yüklenmiştir. Satıcı, hazırladığı sözleşme, fatura veya tesellüm
makbuzu ile birlikte en az 12 punto siyah koyu harflerle yazılmış,
tüketicinin cayma hakkının var olduğunu, haklarının kendisine anlatıldığını
gösterir bir belgeyi tüketiciye vermekle yükümlüdür.
Kapıdan satışlarda tüketiciye,
sözleşmeden cayma hakkının tanınmasının ardında yatan düşünce, tüketicinin
genellikle bu hallerde “sürpriz baskınlara” (Überrumpelumpseffekt) maruz kalarak iradesinin
baskı altına alındığı, sağlıklı karar veremediğidir. Yedi günlük
süre içerisinde müşteri daha salim bir kafa ile düşünüp, sürpriz
baskının etkisinden kurtulmuş olarak daha sağlıklı bir karara varabilecektir.
İnternette yapılan sözleşmelerde, tüketicinin iradesini ve sağlıklı
karar verme hürriyetini baskı altına alan böyle sürpriz bir baskından
söz etmek, kanaatimizce pek yerinde bir düşünce tarzı olmasa gerek.
İnternette alış veriş yapan tüketici, bilinçli olarak, İşteyerek
kendisi o websiteyi - belki önceden ne alacağına karar vermiş olarak
– seçmiştir. İradesine bu halde bir baskıdan söz etmek genelde çok
zordur. Bir ihtimalde, tüketici internetle bağlantı kurar kurmaz,
pop up pencereler veya banner vasıtasıyla tv shoppingde olduğu gibi,
“hemen arayın, fırsatı kaçırmayın gibi” bir reklam bombardımanına
maruz kalmış ise bu halde iradesinin baskı altında olduğundan söz
edilebilir. Ancak sözleşmenin bunun neticesinde akdedildiğinin ispatı
somut olayda son derece zordur. Dolayısıyla bu noktadan baktığımızda
internet üzerinden yapılan sözleşmelere TKK’nın kapıdan satışları
düzenleyen hükümleri uygulanamayacaktır. Ancak hali hazırda bu yönde
bir düzenleme eksikliğinin tüketicilerin zararına olmaması için,
bu hükümlerin en azından “satıcı – tüketici” arasındaki satışlara,
kıyasen uygulanabileceğini düşünmekteyiz.
1. Günümüz teknolojisinin hızlı
gelişimine hukukun ayak uyduramadığı bir gerçektir. İnternet üzerinden
veya e-mail vasıtasıyla yapılacak irade beyanlarında mevcut kanuni
hükümlerin uygulanmasıyla, irade beyanının varması, ulaşması ve
irade beyanının iptali gibi problemler BK’nın mevcut hükümleri ile
çözülebilir görünmektedir.
2. Tüketicilerin korunması açısından
TKK’nın kapıdan satışları düzenleyen hükümleri yukarıda belirttiğimiz
sebeplerden ötürü ancak kıyasen uygulanabilecektir. Hukuk güvenliğinin
sağlanması açısından Avrupa Birliğine aday bir ülke olarak bu alanda
yeni düzenlemelere ihtiyaç vardır. Bu yeni düzenlemeler Tüketiciyi
Koruma Kanunu içerisine, özellikle kapıdan satışların düzenlendiği
9. maddeden sonra gelmek üzere “Mesafeli Sözleşmeler” üst başlığı
altında ve “9a., 9b. .. Madde” şeklinde, bir takım eklemelerle yapılabileceği
gibi, müstakil yeni bir kanunla veyahut – İsviçre’de olduğu gibi
– Borçlar Kanunun ilgili hükümlerinin kısmı revizyona tabi tutulmasi
ile de gerçeklestirilebilir. Bu düzenlemeler yapılırken Yönergeden,
Alman Mesafeli Sözleşmeler Hakkındaki Kanundan (FernAbsG) ve İsviçre
Kanun koyucusunun hazırlamış olduğu tasarılardan faydalanılabilir.
Özellikle ülkemizde Genel İşlem Şartları Hakkında bir kanunun olmadığı
ve internet üzerinden yapılan sözleşmelerin çoğunlukla tüketicinin
“iştirak” ettiği, katıldığı bir sözleşme olduğu düşünülecek olursa
bu düzenlemelerin yapılması aciliyeti daha iyi anlaşılacaktır.
3. Düzenlemeye ihtiyaç gösteren
bir başka alan ise, e-maillerin delil veya delil başlangıcı olup
olamayacakları hususudur. E-mailleri şu andaki halleriyle –taraflar
arasında bu tür unsurların kesin delil teşkil edeceğine dair bir
delil sözleşmesinin olmadığı hallerde - bir delil başlangıcı olarak
değerlendirmek mümkündür. Manipüle edilme ihtimallerinin azaldığı
ortamlarda ise yazılı delil olarak dahi kabul edilebilirler.
4. Ayrıca sanal alemde yapılan
muamelelerde hukuki güvenliğin artırılması ve gelişen teknoljiye
ayak uydurabilmek için de dijital imza düzenlemesi yapılması zorunludur.
Bu konuda özellikle, Borçlar Kanunun 15. maddesine bir ekleme yapılmak
sureti ile, dijital imzanın elle atılan imzanın yerine kaim olacağını
öngören düzenleme de geciktirilmemelidir. Böylece kişilerin
yaptıkları muamelelerin manipüle edilme ihtimalleri asgari seviyeye
indirilmiş ve yapılan bu muamelelerin o kişilere izafe edilebilmesi
mümkün hale gelmiş olacaktır.
|
|
|
|
AB:
|
Avrupa Birliği
|
|
ABl:
|
Amtsblatt
|
|
AG:
|
Amtsgericht
|
|
AGBG:
|
Gesetz über die Allgemeine
Geschaeftsbedingungen vom 1976
|
|
age:
|
Adı geçen eser
|
|
BB:
|
Der Betriebs – Berater
|
|
BGB:
|
Bürgerliches Gesetzbuch
|
|
BGH:
|
Bundesgerichtshof
|
|
BGHZ:
|
Entscheidungen des Bundesgerichtshofes
in Zivilsachen
|
|
BK:
bkz.:
|
Borçlar Kanunu
Bakınız
|
|
BT- Drucksache:
|
Bundestag Drucksache
|
|
CR:
|
Computer und Recht
|
|
DZWır:
|
Deutsche Zeitschrift für
Wirtschaftsrecht
|
|
EFTA:
|
European Free Trade Association
|
|
EG:
|
Europaeische Gemeinschaft
|
|
EGBGB:
|
Einführungsgesetz zum Bürgerlichen
Gesetzbuch
|
|
E-OR:
|
Entwurf über das Bundesgesetz
über den elektronischen Geschaeftsverkehr
|
|
JuS:
|
Juristische Schulung
|
|
JZ:
LG:
|
Juristen Zeitung
Landgericht
|
|
md. :
MDR:
|
Madde
Monatsschrift für deutsches
Recht
|
|
MMR:
NJW:
|
Multimedia und Recht
Neue Juristische Wochenschrift
|
|
NJW-CoR:
|
Neue Juristische Wochenschrift
– Computer Report
|
|
NJW-RR:
|
Neue Juristische Wochenschrift
– Rechtsprechungs – Report
|
|
OLG:
|
Oberlandesgericht
|
|
OR:
|
Obligationenrecht
der Schweiz (İsviçre Borçlar
Kanunu)
|
|
RDV:
|
Recht der Datenverarbeitung
|
|
s.:
|
Sayfa
|
|
vd:
|
Ve devamı
|
|
WM:
|
Wertpapier Mitteilungen
|
|
ZIP:
|
Zeitschrift für Wirtschaftsrecht
und Insolvenzrecht
|
Akipek Şebnem; Özel Hukuk ve İnternet (http://inet-tr.org.tr/inetconf5/tammetin/hukuk.html
adresinden)
Borges Georg; Verbraucherschutz beim Internet
– Shopping, ZIP 1999, 130
Ebnet Peter; Rechtsprobleme bei der Verwendung
vom Telefax, NJW 1992, 2985.
Elzer/ Jacoby; Durch Fax übermittelte Willenserklärungen
und Pro-zeßhandlungen, ZIP 1997, 1821
Ernst Stephan; Der Mausklick als Rechtsproblem
– Willenserklärun-gen im Internet, NJW – CoR 1997, 165
Ernst Stephan; Wirtschaftsrecht im Internet,
BB 1997, 1057.
Geis Ivo; Die digitale Signatur, NJW 1997,
3000.
Heckman Dirk, E-Commerce:
Flucht in den virtuellen Raum? Zur Reichweite gewerberechtlichen
Bindungen des Internet-handels, NJW 2000, 1370.
Köhler Helmut; Die Rechte des Verbrauchers
beim Tele Shopping (TV-Shopping, Internet – Shopping), NJW 1998,
185.
Melullis Kalus – J.; Zum Regelungsbedarf bei
der elektronischen Willenserklärung, MDR 1994, 109
Mense Stefan; Sichere Kommunikation per E-Maıl,
DB 1998, 532.
Moritz Hans – Werner; Quo vadis elektronischer
Geschäftsver-kehr?, CR 2000, 61
Öngören Gürsel; İnternet Hukuku (http://www.hukukcu.com/
adresinden)
Taupitz Jochen; Kreditkartenmißbrauch: Thesen
zur zulässigen Verteilung des Haftungsrisikos in AGB, NJW 1996,
217.
Taupitz/ Kritter; Elektronische Willenserklärungen,
JuS 1999, 839.
Ultsch Michael L.; Zivilrechtliche Probleme
elektronischer Erklärun-gen – dargestellt am Beispiel der Electronic
Mail, DZWir 1997, 466.
Ultsch Michael L.; Zugangsprobleme bei elektronischen
Willenserk-lärungen – Dargestellt am Beispiel der Electronic Mail,
NJW 1997, 3007.
Waldenberger Arthur; Grenzen des Verbraucherschutzes beim
Abschluß von Verträgen im Internet, BB 1996, 2365.
Almanya’da 15 günde bir yayınlanan bir milyonun üzerindeki satışıyla
Avrupa’nın en büyük bilgisayar dergisi durumundaki “Computerbild”’in
bildirdiğine göre aralarında Lufthansa, British Airways, Air
France gibi önde gelen havayolu şirketlerininin yer aldığı Avrupa’nın
11 büyük havayolu şirketi “Online – Seyahat bürosunu”açmaya
hazırlanıyor. Buna göre, internet üzerinden biletler direkt
temin edilebilecek, hotel rezervasyonları yapılabilecek, araba
dahi kiralanabilecektir. Almanya’da 15 500’ün üzerindeki seyahat
bürosundan en az yarısının önümüzdeki yıllarda bu nedenlerden
dolayı kapanacağı tahminleri üzerine Almanya’da 5000’in üzerindeki
seyahat acentesini temsil eden Alman Seyahat Acenteleri Birliği
(DRV) Alman Federal Kartel Dairesi ve Avrupa Komisyonu nezdinde
havayolu şirketlerinin bu teşebbüssüne karşı girişimlerde bulunacaklarını
bildirmektedir. Bkz. Computerbild, 11/2000, s. 17.
http://www.net2phone.com/
www.net2phone.com
sitesinden bilgisayarınıza
uygun programı yükledikten ve en az 25 dolarlık bir ön ödemede
bulunduktan sonra bilgisayarınız üzerinden karşı tarafla normal
telefon vasıtasıyla görüşme yapabildiğiniz gibi,
http://www.hottelephone.com/ adresinden de 30 ülkeye ücretsiz
internet üzerinden telefon görüşmesi yapmak mümkündür.
Art. 15a E-OR “e.
Elektronische Signatur:
Wird ein Vertrag durch elektronischen Datenaustausch abgeschlossen,
so ist die elektronische Signatur der eigenhändigen Unterschrift
nach Artikel 14 gleichgestellt, wenn sie auf dem Zertifikat
einer anerkannten Anbieterin von Zertifizierungsdiensten im
Sinne des Bundesgesetzes
vom
°°°10 über die elektronische Signatur beruht.“
Yazılı
şekil şartının, e-posta yolu ile de gerçekleşeceği, Hukuk Mahkemelerinin
Yetkisi Hakkındaki kanunun (Bundesgesetz vom 24. März 2000 über
den Gerichtsstand in Zivilsachen) 9. maddesinin 2. fıkrasında
da öngörülmüştür.
Art.
9 Abs. 2 “Die
Vereinbarung muss schriftlich erfolgen. Einer schriftlichen
Vereinbarung
gleichgestellt sind:
a. Formen der Übermittlung, die
den Nachweis durch Text ermöglichen, wie namentlich Telex, Telefax
und E-Mail;
|